<?xml version="1.0" encoding="Windows-1254" ?> <rss version="2.0">   <channel><title>TRNC PIO</title><link>http://www.trncpio.org/trncpio</link> <description>TRNC Public Information Office</description><language>tr</language><copyright>Copyright TRNC PIO. All Rights Reserved.</copyright><lastBuildDate>04.02.2012 13:07:52</lastBuildDate><ttl>20</ttl> <item><title>SOSYAL GÜVENLİKLE İLGİLİ 3 TASARI KABUL EDİLDİ </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3391</link><description>27.12.2011 - Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 20 saati aşkın süren ve zaman zaman gergin anların yaşandığı oturumunda, sosyal güvenlik alanında düzenlemeleri öngören Sosyal Güvenlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Kıbrıs Türk Sosyal Sigortalar (Değişiklik) Yasa Tasarısı ile İhtiyat Sandığı (Değişiklik) Yasa Tasarısı&amp;#8217;nı oyçokluğuyla kabul etti.Genel Kurulu, dün saat 11.00&amp;#8217;de başladığı çalışmalarını bu sabah saat 07.04&amp;#8217;te tamamladı.</description>    </item> <item><title>SOSYAL GÜVENLİK (DEĞİŞİKLİK) YASA TASARISI&amp;#8217;NIN GÖRÜŞÜLMESİ SIRASINDA ARBEDE YAŞANDI </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3390</link><description>27.12.2011 - Cumhuriyet Meclisi&amp;#8217;nde Sosyal Güvenlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı&amp;prime;nın görüşülmesi sırasında saat 22.00 sularında arbede yaşandı.Gerginlik, TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı&amp;#8217;nın, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer tarafından sürekli olarak &amp;#8220;Konu hakkında konuşması&amp;#8221; hususunda uyarılmasıyla başladı. Çakıcı&amp;#8217;nın çeşitli konular üzerinde konuşmaya devam etmesi üzerine İç Tüzüğe göre oylama yaptıran Meclis Başkanı Bozer, &amp;#8220;Oy çokluğu ile konuşmanıza son veriyorum&amp;#8221; dedi.Çakıcı ise, &amp;#8220;Buna hakkınız yok . Bu kürsüden inmeyeceğim&amp;#8221; diyerek, &amp;#8220;Oyun Bitti&amp;#8221; yazılı bir pankart açmaya çalıştı. Bu sırada UBP milletvekilleri Çakıcı&amp;#8217;nın elinden pankartı almaya çalıştı. Bu sırada bazı UBP milletvekilleri, Çakıcı&amp;#8217;nın elinden pankartı almaya çalıştı. Pankartı UBP Milletvekili Afet Özcafer&amp;#8217;in aldığını gören TDP Milletvekili Mustafa Emiroğulları pankartı Özcafer&amp;#8217;den almaya çalışınca bazı milletvekilleri de olaya kayıtsız kalmadı ve böylece Meclis&amp;#8217;te arbede yaşandı. Verilen araya rağmen TDP Genel Başkanı Çakıcı kürsüden inmedi.ANGOLEMLİSosyal Güvenlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı&amp;#8217;ının görüşülmesi sırasında Çakıcı&amp;#8217;dan önce söz alan TDP Milletvekili Hüseyin Angolemli, bu tasarının geçirilmesindeki acelenin nedenini sorarak, &amp;#8220;Yoksa bir yerden dayatma mı aldınız&amp;#8221; diye tepki gösterdi.Angolemli, bu ve ilgili diğer yasaların muhalefetle konsensüs sağlanmadan gündeme getirildiğini belirterek eleştirdi ve hükümetin kaçak yaşamı kayıt altına almaya yönelik politika ve icraatlarına tepki gösterdi. Hükümetin 2012 Bütçesi&amp;#8217;ni hazırlarken sigorta emeklilerini düşünmediğini ileri süren Angolemli, bu insanların endişe içinde olduğunu söyledi. Angolemli, dünyanın hiçbir yerinde, borcundan dolayı hapse giren insanlar olmadığını belirterek, hükümete, partisinin sunmuş olduğu yasa önerisini gündeme getirme çağrısı yaptı.Hükümetin harcamalarını eleştirerek &amp;#8220;Lale Devri&amp;#8221; benzetmesi yapan Angolemli, &amp;#8220; ama sigorta emeklilerine gelince para yok, fatura bu yaşlı insanlara çıkıyor&amp;#8221; ifadelerini kullandı.Angolemli, kaçak işçi olayı kapatılmak isteniyorsa sendikalaşmaya gidilmesi gerektiği görüşünü ortaya koyarak her af çıktığında &amp;#8220;son aftır&amp;#8221; denilmesine tepki gösterdi ve &amp;#8220;Kimse artık bunlara inanmıyor&amp;#8221; dedi.&amp;#8220;İZAZ İKRAM HARCAMLARINDAN FERAGAT EDİLSİN&amp;#8221;Cumhurbaşkanlığı ve hükümetin izaz ikram ve benzer harcamalarda kısıtlama yapmasını öneren Angolemli, &amp;#8220;Madem zor günler geçiriyoruz, Sosyal Sigortalar bile ödenemiyor, bu makamlar tahsisatlarından feragat etmelidirler&amp;#8221; dedi.Temel gıda maddelerinden başlanarak Güney Kıbrıs&amp;#8217;taki fiyatlara bakılarak fiyatların ucuzlatılması ve insanlara, çiftçilere, hayvancılara kolaylık sağlanmasını isteyen Angolemli, &amp;#8220;Güney nasıl yaparsa siz de öyle yapacaksınız&amp;#8221; dedi.Angolemli, mazotla benzinin fiyatının eşitlenmesini de eleştirdi.&amp;#8220;BU YASANIN GEÇMESİNE İZİN VERMEMELİYİZ&amp;#8221;Öncelikle kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak gerektiğini belirten Angolemli, &amp;#8220;Asla bu yasanın geçmesine izin vermemeliyiz. Bu sözüm iktidar milletvekillerine de bir çağrıdır. Hep birlikte aklın yoluna gelerek kaçak yaşamın üzerine gitmeliyiz&amp;#8221; şeklinde konuştu.Angolemli, hükümeti &amp;#8220;aklı selime&amp;#8221; çağırdı ve &amp;#8220;Halkın geleceğini karartacak yasalarla karşımıza çıkmasın&amp;#8221; dedi.Angolemli&amp;#8217;nin ardından söz alan TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, &amp;#8220;Burası halkın kürsüsüdür&amp;#8221; diyerek &amp;#8220;halk adına&amp;#8221; konuşacağını söyledi ve herkesin sabırla dinlemesi gerektiğini savundu.Elinde dosyalar ve çikolatasıyla kürsüye gelen ve uzun bir konuşma yapacağı mesajını veren Çakıcı, &amp;#8220;Bu yasa bugün Meclis&amp;#8217;ten geçmez. Geçmemesi için elimizden geleni yapacağız. Kıbrıs Türk halkının buna izni yoktur, direnişe devam edeceğiz&amp;#8221; şeklinde konuştu.Kıbrıs Türk halkının ezilerek, çok bedeller ödeyerek bugünlere geldiğini belirten Çakıcı, &amp;#8220;Ödülü bu olamaz&amp;#8221; dedi. 1955&amp;#8217;li yıllardan itibaren Kıbrıs Türk halkının verdiği mücadele, çektiği sıkıntılar ve bu süreçte yaşanan evreler hakkında bilgi veren Çakıcı, 1974 yılında yapılan müdahale ile Türkiye&amp;#8217;nin Kıbrıs Türk halkını zor durumdan kurtardığını anımsattı. Çakıcı &amp;#8220;Kıbrıs Türk halkı 400 yıl boyunca bu mücadeleyi bir kısmımız daha zengin olsun, daha çok Rum malı üzerine otursun diye vermedi&amp;#8221; dedi.Geçirilen bu evrelerden sonra mal dağıtarak seçim kazanmaya çalıştığını iddia ettiği UBP&amp;#8217;nin bugün kurulan komisyon çerçevesinde Rumlara mallarını iade etmeye başladığını öne süren Çakıcı, &amp;#8220;1974&amp;#8217;ten sonra yaratılan korku imparatorluğu ile UBP ile devletin bütünleştiğini, bu çerçevede erken emekliliklerin gündeme geldiğini&amp;#8221; öne sürdü.UBP hükümetlerinin her dönemde sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı fonlarının kötüye gitmesi için uğraş verdiğini de iddia eden Çakıcı, &amp;#8220;yaratılan bu düzen sonucunda Kıbrıs Türk halkının bugün boynu bükük bir duruma düşürüldüğünü&amp;#8221; savundu.&amp;#8220;UBP&amp;#8217;nin bir günde bin 600 kişiyi vatandaş yapan bir parti olduğunu, bunların adreslerinin bile gösterilemediğini&amp;#8221; öne süren Çakıcı, tüm bunların ülke halkının iradesini baskı altına almak için yapıldığını savundu.Ülkede çalışma yaşamında 35 bin kadar kaçak olduğunun söylendiğini, bunlar konusunda da gerekli denetimler ve çalışmalar yapılmadığını kaydeden Çakıcı, &amp;#8220;üç buçuk yıldır hükümette olan UBP&amp;#8217;nin bunları neden yapmadığını&amp;#8221; sordu.Ülkede sadece kaçak işçinin değil kaçak işverenlerin de bulunduğunu belirten Çakıcı, tüm bunların sebebinin nüfusun kontrol altına alınmaması olduğunu söyledi.Polisin sivile bağlanmasının kaçak yaşamın denetlenmesiyle ilgili olduğunu, kendilerinin Polis Yasası gündeme geldiğinde öneri getirmelerine karşın UBP&amp;#8217;nin buna karşı çıktığını, şimdi de Başbakan İrsen Küçük&amp;#8217;ün &amp;#8220;halkla dalga geçer gibi&amp;#8221; &amp;#8220;Nihai hedefimiz polisin sivile bağlanmasıdır&amp;#8221; demeye başladığını belirten Çakıcı, &amp;#8220;Sizi tutan biri mi var. 27 milletvekili ile ordasınız. Niye yapmıyorsunuz?&amp;#8221; diye sordu.Bu sözleri üzerine Meclis Başkanı Hasan Bozer, Çakıcı&amp;#8217;yı konu üzerinde konuşması konusunda uyardı. Çakıcı da konuştuğu her konunun konuyla ilgili olduğunu, polisin de çalışma yaşamı içerisinde bulunduğunu belirtti.Polislerin ek mesailerinin ödenmediğini, bunun da çalışma yaşamıyla ilgili olduğunu anlatan Çakıcı, kurulan polis derneğinin bile kapatılması için elden gelenin yapıldığını ileri sürdü.Zaman zaman UBP&amp;#8217;li milletvekilleri ile tartışan Çakıcı, &amp;#8220;Bu gece bitmez, hiçbir şekilde bitmeyecek&amp;#8221; dedi.Bu arada Çakıcı ile UBP İskele Milletvekili Ejder Aslanbaba arasındaki tartışmaların büyümesi üzerine, CTP milletvekilleri ile UBP milletvekilleri arasında da tartışmalar büyüdü.Çakıcı&amp;#8217;nın, bazı bakanların bakanlıkları ile ilgisi olmayan kişiler olduğunu iddia etmesi üzerine ise gergin dakikalar yaşandı.Çakıcı&amp;#8217;nın UBP&amp;#8217;yi &amp;#8220;Gestapo&amp;#8221; olarak suçlaması üzerine tartışma yine büyüdü. Meclis Başkanı Bozer yeniden Çakıcı&amp;#8217;yı konu hakkında konuşması için uyararak, &amp;#8220;Aksi halde oylama yaparak konuşmanıza son vereceğiz&amp;#8221; dedi. Çakıcı ise &amp;#8220;Bunu yapamazsınız&amp;#8221; yanıtını verdi. Bozer ise İç Tüzüğe dayanarak bunu yapabileceğini söyledi.Çakıcı&amp;#8217;nın çeşitli konular üzerinde konuşmasına devam etmesi üzerine saat 22.00 sıralarında İç Tüzüğe göre oylama yaptıran Meclis Başkanı Bozer, &amp;#8220;Oy çokluğu ile konuşmanıza son veriyorum&amp;#8221; dedi. Çakıcı ise &amp;#8220;Buna hakkınız yok . Bu kürsüden inmeyeceğim&amp;#8221; diyerek &amp;#8220;Oyun Bitti&amp;#8221; yazılı bir pankart açmaya çalıştı. Bu sırada UBP milletvekilleri Çakıcı&amp;#8217;nın elinden pankartı almaya çalıştı. Pankartı UBP Milletvekili Afet Özcafer&amp;#8217;in aldığını gören TDP Milletvekili Mustafa Emiroğulları, pankartı Özcafer&amp;#8217;den almaya çalışınca bazı milletvekilleri de olaya kayıtsız kalmadı ve böylece Meclis&amp;#8217;te arbede yaşandı. Verilen araya rağmen TDP Genel Başkanı Çakıcı kürsüden inmedi.Bu gelişmeler sonrasında oturuma ara verildi.Meclis, verilen aranın ardından saat 23.25&amp;#8217;te yeniden toplanmaya çalışırken, kürsüden inmemekte direten TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı&amp;#8217;nın yanına TDP milletvekilleri Hüseyin Angolemli ve Mustafa Emiroğluları da geldi.Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, TDP milletvekillerini kürsüden inmeleri konusunda uyardı, ancak Çakıcı, Angolemli ve Emiroğluları kürsüden inmeyeceklerini söylediler.Meclis Başkanı Bozer kürsüdeki protestosu devam ettiği sırada yoklama yapmaya çalışınca Başbakan İrsen Küçük, bunun İç Tüzüğe aykırı olduğunu belirterek, bu duruma itiraz etti. Bu sırada yine sözlü tartışmalar yaşandı.Bir kez daha TDP milletvekillerini uyaran Meclis Başkanı Bozer, &amp;#8220;Bu bir kürsü işgalidir. Bunu yapmaya hakkınız yoktur&amp;#8221; diyerek oturuma yarım saat ara verdi.
 </description>    </item> <item><title>DENKTAŞ: &amp;#8220;POLİS KORDONU ALTINDA GEÇİRİLEN YASALAR TOPLUMA FAYDA SAĞLAMAZ&amp;#8221; </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3389</link><description>27.12.2011 - DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, &amp;#8220;Polis kordonu altında geçirilen yasaların bu topluma fayda sağlayacağını düşünmüyorum&amp;#8221; dedi.Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu&amp;#8217;nda, Sosyal Güvenlik (Değişiklik) Yasa Tasarısı&amp;#8217;yla ilgili ikinci sözü alan DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, kayıtlı işçi sayısına bakılırsa geçen yıla göre düşüş görüleceğini, çünkü denetimlerin yetersiz kaldığını söyledi.Denktaş, kısa konuşmasında, çocukların geleceği için yasanın kötü olduğunu belirterek, ret oyu vereceklerini açıkladı.YORGANCIOĞLUCTP Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu, UBP&amp;#8217;nin toplumsal uzlaşıyla plan ve proje ortaya koymak yerine günü kurtarma adına hareket ettiğini savunarak; bu anlayışla ülkenin düzlüğe çıkamayacağını söyledi.Yorgancıoğlu, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan&amp;#8217;ın 19 Temmuz&amp;#8217;daki ziyareti sırasında köylerden karşılamaya yolcu taşıyan otobüs şoförlerinin halen paralarını alamadığını; bu insanların sigorta primlerini yatıramadığı için faiz ödemek zorunda kalacağını belirterek, öğrenci taşıyanların da paralarını alamadığını ifade etti. Yorgancıoğlu, &amp;#8220;devletin kendi sorumluluğunu yerine getirmediğini ama kendi alacaklarıyla ilgili şahin kesildiğini&amp;#8221; savundu.Sadece bu nedenden dolayı bile UBP Hükümeti&amp;#8217;nin istifa etmesi gerektiğini iddia eden Yorgancıoğlu, devletin yükümlülüklerini yerine getirmemesini eleştirdi.Toplu taşımacılığın neden teşvik edilmediğini, altyapısının neden hazırlanmadığını soran Yorgancıoğlu, hükümeti &amp;#8220;günü birlik yaşamak ve günü kurtarmaya çalışmakla&amp;#8221; suçladı.Yorgancıoğlu, Sosyal Sigortalar&amp;#8217;ın devletin bir kuruluşu olduğu ve Maliye Bakanlığı&amp;#8217;nın bir kuruluşu olan Teftiş Kurulu&amp;#8217;nun ise bu kuruluşla ilgili yasa tasarısını inceleyerek, &amp;#8220;günü kurtarmaya yönelik&amp;#8221; bulduğunu ileri sürdü ve &amp;#8220;Zaten amaçları sürdürülebilir bir yapı kurmak değil&amp;#8221; iddiasında bulundu.Bu tasarının primlerin artırılmasını da öngördüğünü belirten Yorgancıoğlu, &amp;#8220;Bu tasarı, çalışanların sorumluluklarını artırırken onlara sağladığı menfaatleri azaltıyor&amp;#8221; şeklinde konuştu.Yorgancıoğlu, hükümetin aldığı her tedbirin insanları kayıt dışılığa ittiği görüşünü savunarak, &amp;#8220;Hükümetin gecikmeden istifa etmesi gerekir&amp;#8221; dedi.Özkan Yorgancıoğlu, Kayıt dışı yaşamla mücadele konusunda hükümetin neler yapacağını &amp;#8220;merakla&amp;#8221; beklediklerini ve konunun takipçisi olacaklarını kaydetti.&amp;#8220;BU YASANIN GEÇMESİ SİSTEMİN KURTULACAĞI ANLAMINA GELMEZ&amp;#8221;Yorgancıoğlu, hükümetin Meclis&amp;#8217;te çoğunluğu bulunduğu ve bu yasayı da geçirebileceğini belirterek, &amp;#8220;Bu yasanın geçmiş olması, sistemin kurtulacağı anlamına gelmez. Aksine sisteme yatırım yapanların sayısının azalacağı gün gibi ortadadır. Bu nedenle bu yasanın bu haliyle Meclis&amp;#8217;ten çıkarılmasının doğru olmadığını bir kez de ben söylemek istiyorum&amp;#8221; şeklinde konuştu.Bu durumda demokrasinin de yara alacağını savunan Yorgancıoğlu, &amp;#8220;Her aybaşı maaş ödemek için bir talimat mı almamız gerekecek? Yani UBP, bunu alışkanlık haline mi getirecek?&amp;#8221; sorusunu yöneltti. Yorgancıoğlu, &amp;#8220;UBP&amp;#8217;ye düşen görev, palyatif tedbirler yerine kayıt dışı yaşamı kayıt altına almak adına ciddi çalışmalar yapmasıdır&amp;#8221; dedi.Hükümeti &amp;#8220;kolaya kaçmakla&amp;#8221; suçlayan Yorgancıoğlu, &amp;#8220;Elçiliğe rağmen kayıt dışı olanları kayıt altına almaya gücünüz yeter mi? Yetseydi bugünlere gelinmezdi&amp;#8221; ifadelerini kullandı.Yorgancıoğlu, &amp;#8220;Bu yasanın toplum nezdinde kabul edilebilir bir yanı yoktur&amp;#8221;  diyerek hükümeti eleştirirken; &amp;#8220;Tasarıyı daha önce de geri komiteye çektiniz ancak yine bildiğiniz ezanı okudunuz&amp;#8221; dedi ve hükümetin geri çekse bile, danışma konseyini toplayacaklarının sözünü vermesi gerekeceğini söyledi.Yasada değiştirilmesi gereken çok şey olduğunu belirten CTP - BG Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu, işsizlik ödeneklerinin normal koşullara getirilmesi gerektiğini söyledi.Yorgancıoğlu, CTP&amp;#8217;nin yasaya olumlu oy vermeyeceğini yineledi ve &amp;#8220;ısrar edilip&amp;#8221; Meclis&amp;#8217;ten geçirilmesi durumunda konuyu Anayasa Mahkemesi&amp;#8217;ne götüreceklerini belirtti.
 </description>    </item> <item><title>SİGORTA FACİASI! </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3388</link><description>27.12.2011 - Havadis- Ceren ÖzbilSosyal Sigortalar Dairesi, emekli maaşları ve emekli 13&amp;#8217;üncü maaşları için gerekli olan 90 milyon TL&amp;#8217;yi toparlayamadı. 28 bin 500 emekli, yeni yıl öncesi çaresiz bekliyorYİNE BORÇLANARAK&amp;#8230; Sosyal Sigorta emeklisi 28 bin 500 kişi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı&amp;#8217;nın ödeme kaynağı toparlamasını çaresizlik içinde bekliyor. Sosyal Sigortalar Dairesi, 13&amp;#8217;üncü maaşlar için 45 milyon, normal maaşlar için de 12 milyon TL&amp;#8217;yi Maliye Bakanlığı&amp;#8217;ndan talep etti22 MİLYON TL BORÇ ARANIYOR&amp;#8230; Bu ayki ödeme için bankadan borçlanılacak para ise 22 milyon TL civarında. Her ay 45 milyon TL maaş ödemesi bulunan kurumun aylık tahsilatı ise 22 milyon TL civarında. Paranın geri kalan 23 milyon TL&amp;#8217;sinin, 12 milyon TL&amp;#8217;sini ise Maliye Bakanlığı aktarıyor. Eksilen para ise bankalardan karşılanıyorHER AY FAİZ YÜKÜ&amp;#8230; Kaynak sıkıntısı nedeniyle her ay yaklaşık 12 milyon TL borçlanan Sosyal Sigortalar Fonu ise ciddi faiz yükü ile karşı karşıya. Her ay maaşları ödeyebilmek için 10 ile 20 milyon TL arasında borçlanan Sosyal Sigortalar Kurumu, bir ay içerisinde faizi ile birlikte bu borcu kapatmak zorunda. Bu nedenle de ciddi faizler ödeniyorİHTİYATA BORÇ DAĞ GİBİ&amp;#8230; Her ay maaş ödeyebilmek için özel ve devlet bankalarından borçlanan Sosyal Sigortalar Kurumu, çalışanın en büyük güvencesi durumundaki İhtiyat Sandığı&amp;#8217;na da toplam 100 milyon TL borçluCeren ÖZBİLSosyal Sigorta emeklisi 28 bin 500 kişi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı&amp;#8217;nın ödeme kaynağı toparlamasını çaresizlik içinde bekliyor. Sosyal Sigortalar Dairesi, 13&amp;#8217;üncü maaşlar için 45 milyon, normal maaşlar için de 12 milyon TL&amp;#8217;yi Maliye Bakanlığı&amp;#8217;ndan talep etti. Bankadan borçlanılacak para ise 22 milyon TL civarında. Hem Çalışma, hem de Maliye Bakanı&amp;#8217;nın sık sık &amp;#8220;kaynak yok&amp;#8221; açıklamalarını dinleyen sigorta emeklileri ise, geleceğe umutsuzca bakıyor. Kaynak sıkıntısı nedeniyle her ay yaklaşık 12 milyon TL borçlanan Sosyal Sigortalar Fonu ise ciddi faiz yükü ile karşı karşıya.Her ay maaşları ödeyebilmek için 10 ile 20 milyon TL arasında borçlanan Sosyal Sigortalar Kurumu, bir ay içerisinde faizi ile birlikte bu borcu kapatmak zorunda. Bu nedenle de ciddi faizler ödeniyor. Kurum, İhtiyat Sandığı&amp;#8217;na da toplam 100 milyon TL borçlu. Her ay 45 milyon TL maaş ödemesi bulunan kurumun aylık tahsilatı ise 22 milyon TL civarında. Paranın geri kalan 23 milyon TL&amp;#8217;sinin 12 milyon TL&amp;#8217;sini ise Maliye Bakanlığı aktarıyor. Eksilen para ise bankalardan karşılanıyor. Ünverdi: &amp;#8220;Maaşlar ödenecek&amp;#8221;Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Şerife Ünverdi, Sosyal Sigorta çalışanlarının maaşlarının 28 Aralık Çarşamba günü ödenmesinin planlandığını söyledi. 13. maaşların ise mutlaka ödeneceğini ancak tarihinin henüz kesinleşmediğini ifade etti ve şu ifadeleri kullandı:&amp;#8220;Sosyal Sigortalılar&amp;#8217;ın maaşlarının 28 Aralık Çarşamba günü ödenmesi planlanıyor. Ancak şu anda tam netleşmedi. Çalışmalar sürüyor. Maaşların ödenebilmesi için 20 milyon civarında borçlanmaya gidilecektir.&amp;#8221;&amp;#8220;Ciddi bir reform şart&amp;#8221;Ünverdi, Sosyal Sigortalar&amp;#8217;ın her geçen gün daha da kötüye gittiğini söyledi. Sosyal Sigortalar Yasası&amp;#8217;nda köklü bir reformun şart olduğunu ifade etti. Ekonomik tedbirler almak zorunda olduklarını kaydeden Ünverdi şu ifadeleri kullandı:&amp;#8220;Sosyal Sigortalar her geçen gün daha kötü duruma geliyor. Her ay Sosyal Sigorta çalışanlarının maaşını ödemek için 20 milyon TL civarında borçlanıyoruz. Bu konuda ekonomik tedbirler alınmalıdır. Ciddi bir çöküş söz konusu. Yasada sağlam bir değişiklik yapıp ciddi bir reforma gidilmesi gerekiyor. Bu konuda sivil toplum örgütlerine ve sendikalara iş birlikleri için teşekkür ederim. Çok ciddi çalışmalar yapıldı. Tartışma ortamları içinde biz hükümet olarak uzlaşı yakalamaya çok önem verdik. Şu anki hedefimiz çalışanların yaşam standartlarını geri götürmemek ve geleceği düşünmek.&amp;#8221;
 </description>    </item> <item><title>EROĞLU: &amp;#8220;OCAK&amp;#8217;TAKİ NEW YORK GÖRÜŞMESİNDEN SONRA SÜRECİN ARTIK SONUNU GÖREBİLMEMİZ GEREKİR&amp;#8221; </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3387</link><description>27.12.2011 - Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, bütün başlıkların görüşülmesinin tamamlandığı ve bir al-ver süreci başlatılma noktasına gelinen müzakere sürecinin sonunu, Ocak&amp;#8217;taki New York görüşmesinden sonra görebilme beklentisi içinde olduklarını söyledi. Eroğlu, &amp;#8220;Bugün masada artık konuşulmamış, görüşülmemiş hiçbir nokta kalmamıştır. Taraflar birbirlerinin ne dediklerini ezbere bilmektedirler. Artık Kıbrıs sorununu çözmenin zamanı gelmiştir. Elbette bu çözüm, adil ve kalıcı bir anlaşma ile olacaktır. Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye Cumhuriyetinin haklarını korur nitelikte olacaktır. Çözüm, yeni bir ortaklık devleti ile olacaktır. İşte bu amaçla Türk tarafı olarak iyi niyetle müzakere etmekteyiz&amp;#8221; dedi.Rum tarafının tüm Kıbrıs adına 2012 Temmuz ayından itibaren Avrupa Birliği dönem başkanı olmaması gerektiğini kaydeden Eroğlu, bunun yapılması halinde sorunun daha da çıkmaza gireceğini ve AB-Türkiye ilişkilerinin olumsuz etkileneceğini söyledi.
 </description>    </item> <item><title>MECLİS ARAŞTIRMA KOMİTESİ: &amp;#8220;POLİS KARAKOLLARINDA İŞKENCE VAR&amp;#8221; </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3386</link><description>27.12.2011 - Cumhuriyet Meclisi &amp;#8220;Polis Örgütü Karakollarında Tutuklulara İşkence Yapılıp Yapılmadığı Hakkında Meclis Araştırma Komitesi&amp;#8221;, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&amp;#8217;nde sistematik ve organize olmamakla beraber Polis Örgütü karakollarında işkencenin var olduğuna yönelik emareleri ortaya çıkardığına vurgu yaparak, işkencenin önlenebilmesi için yasal düzenlemenin bir an önce yapılması gerektiğini vurguladı.Kendisine ulaşan belgeler ile yetkililerin vermiş oldukları bilgilere dayanarak elde ettiği tespitler sonucunda, gerek Polis Örgütü&amp;#8217;nün gerekse Savcılık makamlarının işkence konusunda çok titiz davranmaları gerektiği sonucuna varan komite, işkence şikayetinde bulunan bir vatandaşın olayıyla ilgili bulgular üzerinde ise &amp;#8220;Hiçbir şekilde mazur gösterilmeyecek şekilde canavarca işlenmiş bir olay ve vahim insan hakkı tecavüzü&amp;#8221; değerlendirmesinde bulundu.Komite, söz konusu şahsın sorgulanmasında yer alan Girne Polis Müdürlüğü Cürümleri Önleme Şubesi ve Adli Şube amir ve ilgili personelin sorgulanmak üzere ve bu sorgulanma sonuçlanıncaya kadar açığa alınmasını da tavsiye etti.RAPOR OYBİRLİĞİYLE ONAYLANDICumhuriyet Meclisi &amp;#8220;Polis Örgütü Karakollarında Tutuklulara İşkence Yapılıp Yapılmadığı Hakkında Meclis Araştırma Komitesi&amp;#8221; çalışmalarını tamamlayarak raporunu yayımladı.Cumhuriyet Meclisi&amp;#8217;nden verilen bilgiye göre, Mehmet Tancer başkanlığında dün saat 10:30&amp;#8217;da toplanan komitenin hazırladığı &amp;#8220;Polis Örgütü Karakollarında Tutuklulara İşkence Yapılıp Yapılmadığı Hakkında Meclis Araştırma Komitesi&amp;#8221;, raporunu oybirliğiyle kabul etti.Komite toplantısına, UBP Milletvekili Mehmet Tancer başkanlığında UBP Milletvekili Mutlu Atasayan, UBP Milletvekili Necdet Numan ve CTP Milletvekili Fatma Ekenoğlu&amp;#8217;nun katıldığı belirtildi.Cumhuriyet Meclisi &amp;#8220;Polis Örgütü Karakollarında Tutuklulara İşkence Yapılıp Yapılmadığı Hakkında Meclis Araştırma Komitesi&amp;#8217;nin raporunun tam metni şöyle:KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ&amp;#8220;POLİS ÖRGÜTÜ KARAKOLLARINDA TUTUKLULARA İŞKENCE YAPILIP YAPILMADIĞI HAKKINDA MECLİS ARAŞTIRMA KOMİTESİ (M.A.NO:12 3 2011)&amp;#8221; NİN KONU HAKKINDAKİ RAPORUDURCumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün 119&amp;#8217;uncu ve 120&amp;#8217;nci maddeleri uyarınca Toplumcu Demokrasi Partisi Milletvekillerinin birlikte sunmuş oldukları Polis Örgütü Karakollarında tutuklulara işkence yapılıp yapılmadığına ilişkin Meclis Araştırma Komitesi kurulması talepleri üzerine Cumhuriyet Meclisinin 9 Haziran 2011 tarihli 70&amp;#8217;inci Birleşiminde 142 3 2011 Sayılı Kararı ile kurulan Komitemiz, 9 Haziran 2011 tarihinde yaptığı ilk toplantıyla çalışmalarına başlamış, 13 Haziran 2011, 20 Haziran 2011, 20 Eylül 2011, 25 Ekim 2011 tarihli toplantıları ile çalışmalarına devam etmiş ve 26 Aralık 2011 tarihli toplantısı ile çalışmalarını tamamlamıştır.Komitemiz, konu ile ilgili olarak gerekli bilgileri almak için çok titiz çalışmış ve yapmış olduğu toplantılarda konu ile ilgili öneri sahiplerinden TDP Lefkoşa Milletvekili Sayın Dr. Mehmet Çakıcı&amp;#8217;yı dinlemiştir.Komitemiz, çalışmalarını sürdürürken Polis Genel Müdürlüğü, Başsavcılık, Fikrin ve Hukukun Üstünlüğü Hareketi Başkanı Avukat Sayın Barış Mamalı&amp;#8217;yı Komiteye çağırarak bilgilerine başvurmuş ve işkence iddiasıyla ilgili Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi&amp;#8217;nden elde edilen ve kesin bulgu olduğunu beyan eden raporları da dikkate alarak ayrıntılı ve kapsamlı bir çalışma ortaya koymuştur.Komitemiz, ülkemizdeki işkence ve kötü muamelenin etkin araştırılması ve dökümantasyonu amacıyla Birleşmiş Milletlerin etkin bir belgesi olan İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Klavuzu İstanbul Protokolünü tüm Komite üyelerine dağıtmış ve bu Protokol ile çalışmalarına yön vermiştir. Yapılan kapsamlı çalışmalar ve incelemeler sonucu konu ile ilgili Raporu aşağıdaki ana başlıklar altında düzenlemeyi uygun bulmuştur.I. GİRİŞII. TESPİTLER VE TAVSİYELERIII. DEĞERLENDİRME VE SONUÇI.GİRİŞ:Komitemiz, öncelikle işkenceyi, bir ehliyetin veya bir kamu görevlisinin soruşturma amaçlı olarak bir kişinin tutuklanması sonucunda sadece fiziki darp değil psikolojik olarak da yaralanmasına sebep olacak herhangi bir hadise olarak tanımlamıştır. Tutuklu kişinin gözünün bağlanması veya avukatıyla görüşmekten mahrum etmek ile ilgili hususları işkence tanımında değerlendirmiştir. Uluslararası İnsancıl Hukukta yer alan; Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezalara Karşı Sözleşme, işkenceyi açık bir biçimde yasaklamaktadır. Bölgesel sözleşmelerde de aynı şekilde &amp;#8220;işkence görmeme hakkı&amp;#8221; tanınmıştır. Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi, Afrika [Banjul] İnsan Hakları ve Hakların Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmelerinin hepsinde, işkencenin yasak olduğu açıkça ifade edilmiştir.Komitemiz, çalışmaları sırasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre işkence iddiasında bulunan bir şahıs, Mahkemeye başvurduğu andan itibaren vermiş olduğu tüm beyanlarda &amp;#8220;kişinin verdiği bütün beyanı kabul eder ve cezalandırır&amp;#8221; ilkesi çerçevesinden hareketle hukuksal sürecin çalıştırıldığını tespit etmiştir.Son günlerde çok çeşitli suçlarla ilgili tutuklanan vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri üyelerinin tutuklu bulundukları karakollarda işkenceye maruz kaldıkları ile ilgili şikayet ve iddialar, özellikle basında sürekli yer alan ve uzunca bir süre gündemden düşmeyen Fatih Demirel isimli yurttaşın darp edildiği iddiaları ve bu kişinin şikayetinin doğruluğunun ortaya çıkması ile Komitemiz, işkence konusunun detaylı bir şekilde araştırılması ve olayların gün yüzüne çıkması gerekliliğini dikkate almış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası&amp;#8217;nın 14&amp;#8217;üncü maddesinde yer alan &amp;#8220;kimseye işkence ve eziyet yapılamaz&amp;#8221; kuralı çerçevesinde çalışmalarını başlatmıştır.Komitemiz, darp edildiğini iddia eden 12 yurttaşımızın dilekçelerini detaylı bir şekilde inceleyerek Polis Genel Müdürlüğü ve Başsavcılık yetkililerinin de konuyla ilgili bilgi ve görüşlerine başvurmuştur. Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesinden bazı bulgular elde eden Komitemiz, Şubat 2010 Sel Felaketinden dolayı Hastane arşivinin zarar görmesi nedeniyle bazı kanıtlara ulaşamamıştır.Komitemizdeki gerek iktidar gerekse muhalefet kanadına mensup üyeler konu üzerinde çok titiz bir çalışma yaparak aşağıdaki tespitleri ve bu tespitlere bağlı çözüm tavsiyelerini ortaya koymuşlardır.II.TESPİTLER VE TAVSİYELERKomitemiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Polis Örgütü Karakollarında işkencenin var olduğuna dair aşağıdaki ibareleri tespit etmiş ve bu tespitlere bağlı tavsiyelerini belirtmiştir:1) İşkence iddiası ile Komitemiz tarafından dilekçesi incelenen Fatih Demirel isimli yurttaş dilekçesinde belirtmiş olduğu gibi; Girne&amp;#8217;de 23.04.2011 tarihinde 6 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz edildiği gerekçesiyle işkence gördüğünü iddia etmiştir. Çalıştığı işyerine polislerin gelip iş arkadaşlarına kemerle vurduğunu ertesi sabah Saat 9:30&amp;#8217;da iki polisin evine gelerek alındığı ve karakola götürülürken gözüne vurulduğu bilahare Merkeze götürüldüğünü söylemiştir. Merkeze getirildikten sonra ifadesi alınmadan başına bere geçirilmiş, battaniyeyle sarılıp sopayla kendisine işkence yapılmış, ardından sopa benzeri bir cismi makatından sokarak işkenceye devam edildiğini daha sonra birinin geldiğini ve ifadesinin alınacağını söylemiştir. İfadesini alan polis memuru suçu kabul etmesini söylemiş, ancak Fatih Demirel olayla ilgili olmadığını şahit ve delillerinin olduğunu gerekirse kan ve DNA testi yaptırabileceğini söylemiştir. İki saat nezarethanede kaldıktan sonra ayni polis memuru Fatih Demirel&amp;#8217;in serbest olduğunu fakat poliste olan işkenceyi kimseye anlatmamasını anlatırsa tüm suçun üzerinde kalacağını söyleyerek tehdit edildiğini ifade etmiştir.Ertesi gün işe gidemeyecek kadar yorgun olduğunu belirten Fatih Demirel ilgili polis memuruna kısa mesaj atarak ne yapması gerektiğini sormuş, polis memuru ise trafik kazası geçirdiğini söylemesini istemiştir. Fatih Demirel hastaneye gittiğini ve yapılan tetkiklerde kalın bağırsağının yırtıldığını ve acil ameliyat için Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine kaldırıldığını belirtmiştir. Hastane yetkililerine de kaza geçirdiğini söylemiştir. Fatih Demirel&amp;#8217;in çalıştığı yerdeki departman Müdürü kendisini ziyarete gelmiş ve kendisine gerçeği anlatmıştır. Komitemiz, Polis Genel Müdürlüğü ve Savcılık makamını dinleyerek ilgili olayın önce Polise ardından gerekli soruşturmanın yapılabilmesi için Savcılığa intikal ettirildiğini ve Savcılığın vermiş olduğu bilgiler ışığında olayın Mahkeme gündeminde olduğunu tüm ayrıntısına kadar incelemenin yapılacağını tespit etmiştir.Komitemiz, Başsavcılık ve Polis Genel Müdürlüğünden almış olduğu bilgiler ışığında Fatih Demirel&amp;#8217;in şikayetinin 10 Mayıs 2011 tarihinde Polis Genel Müdürlüğüne ulaştığını ardından da gerekli soruşturmanın yapılması için Başsavcılığa ulaştığı bilgisini almıştır.Komitenin yapmış olduğu araştırmalarda ve toplanan ifadelerde Fatih Demirel olayında bahse konu olan polislerin münferit olarak hareket ettikleri saptanmıştır.2) Komitemiz, bir kişinin tutuklanmasında Avrupa Birliği topraklarında ve Türkiye&amp;#8217;de olduğu gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&amp;#8217;nde de derhal tutuklanan kişiye neden tutuklandığına dair bilgi verilmesi değerlendirmesini yapmış ve tutuklandığı andan itibaren zanlıya avukat tutma zorunluluğunun olması gerektiğinin, Anayasanın amir hükmü olan &amp;#8220;yakalanan veya tutuklanan herkese, yakalanmasını tutuklanmasını veya tutuklanmasını gerektiren nedenler, yakalanması veya tutuklanması sırasında anladığı dilde bildirilir ve herkes, kendisinin veya yakınlarının seçtiği bir hukukçunun hizmetinden derhal yararlandırılır&amp;#8221; kuralının uygulanması ile işkencenin sıfır seviyeye ineceğinin değerlendirmesini yapmıştır.3) Komitemiz, ülkemizdeki yasal boşluğun giderilerek adli tıp müessesinin kurulmasını ve adli tıp uzmanlarının hiçbir etki altında kalmadan raporlarını hazırlamaları gerektiğine vurgu yapmıştır.4) Komitemiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti karakolları, hücreleri ve sorgu odalarında gizli kameranın olmadığı tespitinde bulunmuş ve yasal düzenleme çerçevesinde kamera yerleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.5) Yapılan araştırmalarda hiçbir mahkumun tutuklanmadan önce doktor muayenesinden geçmediğini tespit eden Komitemiz, muayene olayının düzenlenecek yasal çerçeve zemininde avukat nezaretinde olmasını ve belli sürelerde muayenenin yapılması gerektiğini belirtmiştir.6) Komitemiz, Polis Karakollarında teknik-takip imkan ve kabiliyetinin olmadığının tespitinde bulunmuş, Komiteye verilen bilgiler ışığında teknik-takip imkan ve kabiliyetinin polise verilmesinin gereğine vurgu yapmış ve bu konuda Savcılığın yetkilerinin genişletilmesini, soruşturmayı yapan Savcının bizzat kendisinin soruşturmayı yaptığı olayı yürütmesini tavsiye etmektedir.7) Komitemiz, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelenin önlemesi amacıyla mevzuatımızı Avrupa İnsan Hakları İçtihatı mevzuatına uydurulmasını tavsiye etmektedir.8) İstanbul Protokolünü temel alıp, meydana gelen işkence olayında doktorun, hukukun ve bağımsız bir komisyonun soruşturma kapsamının nasıl olacağını değerlendiren Komitemiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kişinin verdiği bütün beyanı ve gerekli gördüğü taktirde işkenceyi yapanı cezalandırır kuralını benimsediğini belirtmektedir.9) Komitemiz, Cezaevi Yönetmeliğine göre ziyaret gün ve saatlerinin Cezaevi Müdürünce saptanmasından dolayı gün batımı sonrası tutuklu şahsın avukatı ile görüşmesinin yasak olduğunu tespit etmiş ve bu hususun giderilmesi gerekliliğini vurgulamıştır.III. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:Komitemiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&amp;#8217;nde sistematik ve organize olmamakla beraber Polis Örgütü Karakollarında işkencenin var olduğuna yönelik emareleri ortaya çıkarmıştır. İşkencenin önlenebilmesi için yasal düzenlemenin bir an önce yapılması gerektiğini saptamıştır.Komitemiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&amp;#8217;ndeki suç oranlarında yükselen bir artış olduğunu ve bu hususun önlenebilmesi için yasal mevzuatın yeniden düzenlenmesi gerektiğini; yapılan kapsamlı çalışmalarda işkence olaylarında sadece Savcıyı ya da Başsavcılık makamını sorumlu tutmanın yanlış olduğu vurgusunu yapmıştır.Komitemiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&amp;#8217;nde acilen adli tıp kurumunun oluşturulması gerektiğini bu kurumun olmaması, ilgili makamların somut bilgilere ulaşamayacağını, doktorların bağımsız şekilde rapor yazmasına imkan tanımayacağını ortaya çıkarmıştır.Komitemiz, kendisine ulaşan belgeler ile yetkililerin vermiş oldukları bilgilere dayanarak elde ettiği tespitler sonucunda gerek Polis Örgütünün, gerekse Savcılık Makamlarının işkence konusunda çok titiz davranmaları gerektiği sonucuna varmıştır.Komitemizin eline geçen bilgi ve belgeler ışığında, Fatih Demirel olayının kuvvetli delile dayanan bir vaka olduğu ve bu vakanın hiçbir şekilde mazur gösterilmeyecek şekilde canavarca işlenmiş bir olay ve vahim insan hakkı tecavüzü olduğu yönünde bir değerlendirme yapmıştır. Komitemizce kamu vicdanı, insan hak ve hukukun üstünlüğünün ve bu işkenceyi yapanların muhtemel başka bir olaya olanak vermemek için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti tarafından ortaya konulabilmesi ve bu gibi olaylarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhinde açılması muhtemel davanın önlenebilmesi ve veya hafifletilebilmesi için işbu şahsın sorgulanmasında yer alan Girne Polis Müdürlüğü Cürümleri Önleme Şubesi ve Adli Şube amir ve ilgili personelin sorgulanmak üzere ve bu sorgulanma sonuçlanıncaya kadar açığa alınmasını tavsiye etmektedir.Komitemiz, sunulan rapor ışığında konunun değerlendirilmesini Genel Kurula oybirliğiyle salık verir.&amp;#8221;
 </description>    </item> <item><title>TATAR, HALKA, &amp;prime;&amp;prime;LÜKSTEN UZAK DURUN&amp;prime;&amp;prime; ÇAĞRISI YAPTI </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3385</link><description>27.12.2011 - Maliye Bakan Ersin Tatar, dünyada yaşanan ekonomik krize, işten çıkartmalara karşın, KKTC&amp;prime;de yatırımların sürdüğünü, kamu maliyesinin düzeldiğini belirterek, KKTC&amp;prime;nin 2011 yılını Türkiye&amp;prime;nin de teknik ve maddi desteğiyle başarıyla tamamladığını söyledi.KKTC&amp;prime;nin 2011&amp;prime;deki ekonomisini AA&amp;prime;ya değerlendiren Maliye Bakanı Tatar, dünyada 2011&amp;prime;de özellikle Avrupa kaynaklı derinleşen bir kriz olduğunu, yanlış icraatlar ve yüksek borçlanmalarla da bütçe açıklarının büyüdüğünü, avronun dahi tartışılır hale geldiğini, Yunanistan&amp;prime;daki ekonomik krizin Rum tarafına da yansıdığını ve krizin bütün bölgeyi sarstığını kaydetti.Dünyada yaşanan ekonomik krize bakıldığında, Ulusal Birlik Partisi (UBP) hükümetinin 2.5 yıl önce iktidara gelmesiyle alınan ekonomik tedbirlerin ne kadar yerinde olduğunun bir kez daha görüldüğünü ifade eden Ersin Tatar, &amp;prime;&amp;prime;Çünkü o tedbirler alınmasıydı, sürekli büyüyen bütçe açıkları ile içinden çıkılamaz bir duruma gelinebilirdi. O bakımdan sorumluluk bilinci içerisinde, tabiki Türkiye Cumhuriyeti&amp;prime;nin de bir takım teknik ve maddi desteğiyle KKTC başarıyla 2011 yılını tamamlamış bulunuyor&amp;prime;&amp;prime; dedi.Tatar, zamanında alınan tedbirlerin bazı tepkilere yol açtığını, bazı noktalarda alım gücünün etkilendiğini, ancak ülke geneline bakıldığında kamu maliyesinde önemli düzelmeler olduğunu, bunun, hükümetin başarısı olduğunu söyledi. 2009&amp;prime;da iktidara geldiklerinde toplam yerel gelirlerin 1.6 milyar TL&amp;prime;nin altında, bütçe açığının yıllık 500 milyon TL&amp;prime;nin üzerinde ve birikmiş ciddi borçlar olduğunu anımsatan Tatar, 2010&amp;prime;da yerel gelirleri 1.76 milyar TL&amp;prime;ye, 2011&amp;prime;de 1.95 milyar TL&amp;prime;ye çıkardıklarını, 2012&amp;prime;deki yerel gelir hedefinin de 2 milyar 60 milyon TL olduğunu, bu hedefe ulaşacaklarına inandığını söyledi.
 </description>    </item> <item><title>YENİ BİR DEVLET </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3384</link><description>27.12.2011 - Oyunun sonuna geldik mi? (End Game)New York zirvesi son olacak mı?Yoksa &amp;#8220;Bir Gece Ansızın Gelebilirim&amp;#8221; şarkısına alışkın olan biz Kıbrıslı Türkler için bir gece ansızın anlaşma metni mi önümüze konulacak?Tüm bu soruların cevabı henüz ortada yoktur.Fakat artık yıllarla takvimlendirilen süreçler de önümüzde yoktur.Görüşmelerin başarısızlığa uğraması &amp;#8220;iki toplumlu-iki bölgeli- federal Kıbrıs&amp;#8221; tezinin sonu olacak aslında.Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar bu topraklarda yaşadıkça, Türkiye ve Yunanistan durdukça, Avrupa Birliği ve Amerika var oldukça bu konu yani Kıbrıs konusu konuşulmaya devam edecek.Ve mutlaka herkesin bir B planı olacak.Çünkü hiçbir toplum veya halk hedefsiz veya amaçsız yani geleceksiz bırakılamaz.Rum tarafı Avrupa Birliği üyeliği ile hedeflerine ulaştı. Şimdi Avrupa Birliği&amp;#8217;ne başkanlık yapmaya hazırlanıyor.2000&amp;#8217;li yılların başında, Rum tarafı koşar adım Avrupa Birliği tam üyeliğine ilerlerken Brüksel&amp;#8217;den gelen ve Güney&amp;#8217;i ziyaret eden bir AB yetkilisi &amp;#8220;Çok şaşırdım, burası sanki Yunanistan&amp;#8217;ın kolonisi&amp;#8221; gibisinden bir açıklama yapmıştı da çok hoşumuza gitmişti bu açıklama.Çünkü Rumların oluşturduğu devlet yapısının Avrupa Birliği&amp;#8217;ne uygun olmadığını söyler dururduk.Fakat kimseyi ikna edemedik.Bizim garip bulduğumuz bu devleti Mart 1964&amp;#8217;te Birleşmiş Milletler onayladı ve biz sesimizi çıkarmadık Nisan 2004&amp;#8217;te de Avrupa Birliği.Onlar tüm dünyayı ikna edecek bir devlet yapısı kurmuşken biz niye hala Türkiye&amp;#8217;nin bir alt yönetimi olarak sayılıyoruz?Üstelik ekonomisi kendi kendini üretemeyen, memur veya emekli maaşlarını dahi ödemekten aciz, demokrasisi prematüre ve sivil olmayan yapısıyla kendi insanını dahi ikna edemeyen bu yapıyı neden kurduk?Toplumsal savunmaya çekildiğimiz 1957&amp;#8217;den günümüze yani 2011&amp;#8217;in bu son günlerine kadar niye Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nün iradesini ve egemenliğini kullanmasına izin vermedik?Rumlarla kıyasıya egemenlik kavgası yapmamıza karşın...***Artık yolun sonuna gelindiği (En Game) kesindir.Müzakerelerde bir anlaşma çıksa dahi veya müzakereler başarısız olsa dahi yolun sonuna gelindi.Toplumsal direniş olarak dizayn edilen bu yapının üzerinden 53 yıl geçti ve artık topyekun değiştirilmesinin zamanıdır.Kıbrıs Türkü&amp;#8217;ne dar gelen demirden bir elbise gibi bu yapı herkese ve her kesime zarar vermektedir.Sırf bunun için bile derhal değiştirilmelidir.Artık kulislerde konuşulan B planıdır.Hem Ankara&amp;#8217;nın ve Amerika&amp;#8217;nın, o ölçüde de Avrupa Birliği&amp;#8217;nin ikinci konusu budur.Ve Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nün çıkarına olan belki de budur.Kendi evinin efendisi olmak.***İlk hedeflenen Kıbrıs&amp;#8217;ın kuzeyinde kendi yağıyla kendi ciğerini kavuracak bir ekonomik yapıdır.Avrupa Birliği ülkelerinin veya çağdaş dünyanın on yıllar önce attığı adımları atarak, sırtımıza yük olan ekonomik kamburlardan kurtularak, devleti denetleyici ve gözetleyici bir konuma yükselterek, ticaretin ve üretimin önündeki her türlü engeli kaldırarak tıpkı Rum tarafında olduğu gibi kendi parasını kendi kazanan bir ekonomik düzen.Peşi sıra Anayasa&amp;#8217;nın da değiştirilmesi dahi yeni bir devlet düzeni.Ateşkes koşullarına son verecek, ülkedeki tüm kurumları Kıbrıslı Türklere devredecek ve belki de yeni ismiyle birlikte dünyadaki çağdaş devletlerle yarışacak yeni bir devlet.Garanti ve İttifak Anlaşmalarının Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nü güvence altına alan yapısı çerçevesinde iki ülke arasında iş birliği ve savunma anlaşmasının imzalanması.Bu çerçevede Anayasa&amp;#8217;nın geçici onuncu maddesi dahil tüm maddelerinin değiştirilmesi.Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı&amp;#8217;nın aşamalı ve planlı bir şekilde profesyonel orduya dönüştürülmesi ve Kıbrıslı Türklere devredilmesi.Polisin sivile bağlanması.Ateşkes koşullarına göre düzenlenen askeri istihbarat örgütlerinin Başbakanlık bünyesine alınması.Seçim sistemi ve kamu düzeni değiştirilerek partizanlıktan, adam kayırmacılıktan, yolsuzluktan arınmış bir devlet yapısının kurulması.Ekonomide aşamalı geçişlerle Avrupa Birliği Maastrich kurallarına harfiyen uyulması.Çalışma yaşamının ve ekonomik alanın bu kurallara göre yeniden düzenlenmesi.***Şimdi bunları konuşma, tartışma ve hayata geçirme zamanıdır.Ya da 1958&amp;#8217;lerden itibaren söylenmeye başlandığı gibi Türkiye&amp;#8217;ye ilhak olma zamanı.Ne Kıbrıs Türkü bunu istiyor ne de Türkiye&amp;#8217;nin böyle bir hedefi kaldı. Kalsa bile dünya konjonktüründe nafileden öte ağır bedelleri olacağını herkes biliyor.Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nün yeni bir devlete ihtiyacı var.Sil baştan kurulacak çağdaş bir devlete...(Başaran Düzgün-Havadis)
 </description>    </item> <item><title>RAİF DENKTAŞ ÖLÜMÜNÜN 26. YILDÖNÜMÜNDE ANILDI... </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3383</link><description>27.12.2011 - Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş&amp;#8217;ın trafik kazasında yaşamını yitiren oğlu Raif Denktaş, ölümünün 26. yıldönümü olan dün kabri başında düzenlenen törenle anıldı.Lefkoşa Mezarlığı&amp;#8217;ndaki anma törenine Raif Denktaş&amp;#8217;ın ailesi, yakınları, arkadaşları ve sevenleri katıldı. Törende Raif Denktaş için dualar okundu, mezarına çiçekler bırakıldı.Raif Denktaş&amp;#8217;ın kardeşi, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, törende yaptığı konuşmada, törene katılanlara teşekkür ederek, kardeşi Raif&amp;#8217;i rahmetle andı.Raif Denktaş&amp;#8217;ın sağlığında yazılarına ve söylemlerine bakıldığında ülkenin çehresini değiştirebilecek güce ve yeteneğe sahip olduğunun görüldüğünü kaydeden Serdar Denktaş, &amp;#8220;26 yıl geçti ama trafik kazaları bir türlü sona ermedi, belki de düşüncelerini aktarma fırsatı bulamayan, beklide bu ülke için çok şeyler yapabilecek gencecik insanlarımızı kaybetmeye devam ediyoruz&amp;#8221; dedi.Serdar Denktaş, Raif Denktaş&amp;#8217;ın çizdiği yolu, yaktığı meşaleyi hala ışık olarak kullanarak yollarını aydınlattıklarını söyleyerek, &amp;#8220;İnşallah bu ülkede hakkı olanın hakkını rica etmeden alabildiği bir düzen gün gele oluşacak&amp;#8221; dedi.Lefkoşa Mezarlığı&amp;#8217;ndaki anma töreninin ardından Raif Denktaş için Göçmenköy Camii&amp;#8217;nde de mevlit okutuldu.
 </description>    </item> <item><title>CUMHURBAŞKANI DERVİŞ EROĞLU: &amp;prime;&amp;prime;AB, RUM TARAFINI AB&amp;prime;YE ALMAKLA KIBRIS&amp;prime;TA ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN SEBEBİ OLMUŞTUR&amp;prime;&amp;prime; </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3382</link><description>26.12.2011 - Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Avrupa Birliği&amp;prime;nin (AB), Rum tarafını AB&amp;prime;ye almakla Kıbrıs&amp;prime;ta çözümsüzlüğün sebebi olduğunu belirterek, &amp;prime;&amp;prime;Aynı AB, sıra Türkiye&amp;prime;ye geldiği zaman &amp;prime;Kıbrıs sorununu çöz de gel&amp;prime; deyişiyle bir kere daha çifte standart uyguladığını ve çifte standardı uygulamaya devam edeceğini ortaya koymuştur&amp;prime;&amp;prime; dedi.Gaziantep&amp;prime;in kurtuluşunun 90. yıl dönümü kutlamalarına katılmak üzere bu kente gelen Eroğlu, İstasyon Meydanı&amp;prime;nda düzenlenen törenlere katıldı. Eroğlu, burada yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yürütülen müzakere mücadelesini sürdürdüklerini ve müzakere masasından alınlarının akıyla çıkacaklarını söyledi.Eroğlu, şöyle konuştu:&amp;prime;&amp;prime;AB, Kıbrıs Cumhuriyeti denen ortaklık devletini işgal eden Rumları, AB&amp;prime;ye almakla aslında Kıbrıs&amp;prime;ta çözümsüzlüğün sebebi olmuştur. Aynı AB sıra Türkiye&amp;prime;ye sıra geldiği zaman &amp;prime;Kıbrıs sorununu çöz de gel&amp;prime; deyişiyle bir kere daha çifte standart uyguladığını ve çifte standardı uygulamaya devam edeceğini ortaya koymuştur. İşte medeni Avrupa bu.&amp;prime;&amp;prime;Kıbrıs&amp;prime;ın ve Türkiye&amp;prime;nin Kıbrıs&amp;prime;taki haklarını koruyacak bir anlaşmaya varmak için uğraş verdiklerini ifade eden Eroğlu, bunun sadece tek taraflı olmayacağını, Kıbrıslı Rumlardan da iyi niyet beklediklerini dile getirdi.Eroğlu, &amp;prime;&amp;prime;Ama bugün maalesef Kıbrıs Rumları, hem BM üyesi olmasından hem de AB üyesi olmasından dolayı müzakere masasında zamana oynayarak anlaşma metinlerini reddettiriyorlar. Suçlanan da KKTC halkı oluyor&amp;prime;&amp;prime; diye konuştu.Haklılıklarını ve önerilerini müzakere masasına koyarak bir anlaşma arayacaklarına dikkati çeken Eroğlu, şöyle devam etti:&amp;prime;&amp;prime;Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yürütülen müzakere mücadelemizi sürdürüyoruz. Müzakere masasından alnımızın akıyla çıkacağız. Ama dünya şu gerçeği görmeli, ortaya çıkan bütün anlaşmaları reddeden Rum tarafı. BM denen kuruluş iki defa peş peşe bu devletin (KKTC) tanınmaması için karar almıştır. Ama bugün yıkılan federasyonlar ve bağımsızlığını kazanan devletler AB&amp;prime;ye alınırken, ambargolar altında varlığımızı sürdürmek zorunda kalıyoruz. Bu noktada elini KKTC&amp;prime;ye uzatan bir tek devlet Türkiye.&amp;prime;&amp;prime;
 </description>    </item> <item><title>EROĞLU: &amp;#8220;İNŞALLAH 2012 YILI İÇİNDE AKILLARI BAŞLARINA GELİR VE BİR ANTLAŞMAYA ULAŞIRIZ" </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3381</link><description>26.12.2011 - Cumhurbaşknaı Derviş Eroğlu, &amp;#8220;İnşallah 2012 yılı içinde akılları başlarına gelir ve bir antlaşmaya ulaşırız. Ama olmazsa pes edecek, onlara boyun eğecek değiliz. Devletimiz var, Anavatanımız ve Anadolu&amp;prime;nun yiğit insanı bizimle. Ne Anavatanımız Kıbrıssız olur ne de biz Anavatansız. Rumla anlaşmazsak biz kendi yolumuzda ilerlemeye devam ederiz. Anavatanla el ele mücadelemizi sürdürüp uluslararası platformda hak ettiğimiz yere varacağız&amp;#8221; dedi.Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Gaziantep&amp;#8217;in 90. Kurtuluş Yıldönümü Töreninde yaptığı konuşmada, Kıbrıs&amp;prime;ın, Türkiye&amp;prime;nin güvenliği , bölge ve dünya ile ilgili stratejik çıkarları bakımından Türkiye için büyük önemi olduğunu düşündüğünü söyleyerek, &amp;#8220;O nedenledir ki bazıları Kıbrıs konusunun hakkaniyet çerçevesinde çözümlenmesini istemiyor. O nedenledir ki hala yaptıkları ile Rum tarafını uzlaşmazlıkta teşvik ediyorlar, şımartıyorlar. Oysa durum ortadadır. Kıbrıs&amp;prime;ta iki bölge, iki halk, iki devlet, iki millet ve iki ayrı din vardır. Bu gerçeklerden hareketle bir sonuca ulaşmak mümkündür. İnşallah 2012 yılı içinde akılları başlarına gelir ve bir antlaşmaya ulaşırız. Ama olmazsa pes edecek, onlara boyun eğecek değiliz&amp;#8221; diye konuştu.Anadolu&amp;prime;yu ziyaret etmenin ve Anadolu&amp;prime;nun çeşitli kentlerinde bulunmanın kendisini hep mutlu ettiğini dile getiren Eroğlu, &amp;#8220;Buralara geldikçe, sizleri gördükçe güç ve moral depoluyor, Kıbrıs Türkü ile Anadolu&amp;prime;daki kardeşlerinin gönül bağının hep süreceğine hiç kimsenin bunu bozamayacağına olan tam inancım daha da pekişiyor..Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&amp;prime;nin başkenti Lefkoşa&amp;prime;nın kardeş kenti olan, mutfağı , baklavası, insanının misafirperverliği, sanayide, ticaretteki atılımları ile ünlü Gaziantep&amp;prime;te böylesi anlamlı bir tarihte bulunmak ve bu tarihi alanda sizlere hitap etme olanağını bulmak ise benim için büyük onur vesilesidir&amp;#8221; diye devam etti.
 </description>    </item> <item><title>&amp;#8220;TÜRK GEMİLERİ DOĞALGAZ BÖLGESİNDE ATEŞ AÇTI&amp;#8221; </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3380</link><description>26.12.2011 - İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen Debka internet sitesi, Türk savaş gemilerinin Kıbrıs Rum Kesimi ile İsrail&amp;prime;in hak iddia ettiği Doğu Akdeniz&amp;prime;deki doğalgaz yataklarının bulunduğu bölgede ateş açtığını öne sürdü. Haberde, savaş gemilerinin İsrail&amp;#8217;e ait &amp;#8220;Leviathan&amp;#8221; bölgesi ile Rumların sözde &amp;#8216;ekonomik münhasır bölgesinin &amp;#8216;Afrodit&amp;#8217; olarak adlandırılan 12. parseli arasında kalan bölgede 21 Aralık&amp;#8217;ta ateş açtığı savunuldu.OLAY RAPOR EDİLMEDİSite, İsrail ve Rum Kesimi&amp;#8217;nin olayı rapor etmediğini buna karşılık iki ülkenin de bölgeye takviye deniz gücü gönderdiğini kaydetti.İSRAİL ANLAŞMAYI İPTAL ETTİOlaya taraflardan ilk tepkiyi Rum lideri Dimitris Hristofyas&amp;#8217;ın verdiğini belirten site, Rum liderin cuma günü yaptığı açıklamada, &amp;#8220;Eğer Türkiye hücumbot diplomasisi ve bölgenin polis şefliğini oynamaya devam ederse, bunun en başta Kıbrıs Türkleri olmak üzere, bölgedeki Türk nüfusu için kötü sonuçları olacak&amp;#8221; şeklindeki sözlerine yer verdi. Haberde, İsrail&amp;#8217;in 22 Aralık&amp;#8217;ta, Türk ordusuna yaptığı 90 milyon dolarlık askeri izleme sistemi satışına ilişkin anlaşmayı iptal etmesinin de, doğalgaz yataklarıyla ilgili Ankara&amp;#8217;ya uyarı niteliği taşıdığı öne sürüldü.DIŞİŞLERİ: BİLGİ YOKDışişleri Bakanlığı yetkilileri ise Debka&amp;#8217;nın iddiasıyla ilgili, bir bilgi bulunmadığını söyledi. (Haber Kıbrıs)
 </description>    </item> <item><title>BM&amp;#8217;DEN KIBRIS&amp;#8217;LA İLGİLİ &amp;#8220;BEYAZ KİTAP&amp;#8221; İDDİASI </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3379</link><description>26.12.2011 - BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas&amp;#8217;ın 22-24 Ocak&amp;#8217;ta yapacakları yeni üçlü görüşmenin de başarısız olması halinde BM&amp;#8217;nin, Kıbrıs&amp;#8217;la ilgili bir &amp;#8220;Beyaz Kitap&amp;#8221; ortaya koymayı planladığı iddia edildi.Bütün tarafların tavır ve hareketlerine yer verilecek Beyaz Kitap&amp;#8217;ta Kıbrıs sorununun bütün tarihinin ortaya konulacağı, bu hareketin etkileri olacağı ve &amp;#8216;oyunun sonuna&amp;#8217; başka bir damga vuracağı, BM Genel Sekreterliği&amp;#8217;nin; on yıllardır devam eden ve hiçbir yere gitmeyen, sonu gelmez ve verimsiz bir diyalogu sürdürmeye niyetli olmadığı savunuldu.Rum Alihtia gazetesi, &amp;#8220;BM Kıbrıs İçin Beyaz Kitap&amp;#8221; başlığıyla manşete çektiği haberinde BM&amp;#8217;nin, Kıbrıs&amp;#8217;la ilgili bir Beyaz Kitap ortaya koyacağını, bu kitabın bütün tarafları, özellikle olgular ve faaliyetler açısından rahatsız edeceğini yazdı.Gazete Kıbrıs sorununun tarihinde ilk kez BM&amp;#8217;nin soruna ilişkin bir Beyaz Kitap basma konusunu incelediğine işaret ettiği haberinde özetle şu bilgileri verdi:&amp;#8220;Greentree&amp;#8217;de 22-24 Ocak&amp;#8217;ta gerçekleşecek görüşme de verimsiz olursa BM&amp;#8217;nin, Kıbrıs Cumhuriyeti&amp;#8217;nin kuruluşundan başlayarak bugüne kadar Kıbrıs sorununun tarihini tam ve resmi şekilde ortaya koyulacak. Hedef, haritayı değiştirmek ve sonraki müzakereler için yeni olgular ortaya koymaktır.Olguların 1960&amp;#8217;tan başlayıp günümüze kadar not edilmesinde, resmi belgelere dayanılacak ve artık BM&amp;#8217;nin resmi yayını haline gelecek. Olabildiğince objektif sunulmaya çalışılacak olgular arasında Kıbrıs sorununda 1963&amp;#8217;ten, 1974 dönemine, &amp;#8216;KKTC&amp;#8217;nin ilanına ve bütün başarısız çözüm çabalarına da yer verilecek.BM&amp;#8217;nin Beyaz Kitabı&amp;#8217;nın Kıbrıs sorunu üçgenindeki bütün tarafları rahatsız edeceği kesindir. Çünkü BM taraflardan her birinin, işlerine gelmeyen faaliyetlerin yaratacağı etki ve intibalarını azaltmak için kendi bakış açılarına göre ortaya koydukları Kıbrıs tarihi versiyonlarını açıkça sorgulamayı hedefliyor.Diplomatik bir kaynak gazetemize; Kıbrıs sorunuyla ilgili bir Beyaz Kitap yazılması düşüncelerinin son ve daha çok New York&amp;#8217;taki başarısız üçlü görüşmenin hemen ardından BM Genel Sekreterliği&amp;#8217;nin üst düzey yetkilileri arasında olgunlaştırılmaya başladığını söyledi. Gazetemize; BM&amp;#8217;nin artık, on yıllardır süren ve hiçbir yere gitmeyen, sonu gelmez ve verimsiz bir diyaloğu sürdürmek niyetinde olmadığı vurgulandı.BM&amp;#8217;de, müdahil tarafların; uzun yıllar önce şekillendirilmiş siyasi açıdan ulaşılmaz ve toprak açısından bugünün gerçeklerine uymayan gündemleri bir uzlaşı uğruna aşma niyetinde olmadıkları inancı yerleşiyor. Dolayısıyla Ocak&amp;#8217;taki yeni bir başarısızlıktan sonra BM&amp;#8217;nin önceki bütün yıllarda Kıbrıs sorununda hareket edilen çerçeveyi kendisinin belirlemesi ve görüşünü resmen ortaya koyması gerektiği görüşü güçleniyor. Bu Beyaz Kitap, gelecekte siyasi Kıbrıs sorunuyla, iki toplumun, Yunanistan&amp;#8217;ın ve Türkiye&amp;#8217;nin ezeli tavırlarıyla ilgilenecek olan, AB de dahil uluslararası camianın &amp;#8216;pusulası&amp;#8217; olacak.BEYAZ KİTAP&amp;#8217;IN İÇERİĞİGazetemizin uluslararası camiadan muhatapları, uzun yıllardır sürdürülen çözüm çabalarından sonra Kıbrıs sorununun, özellikle kritik bir dönemece ulaştığına inanıyorlar. Yürütülmekte olan çözüm prosedürü iki bölgeli iki toplumlu federasyon modelinin son eseridir. Aynı kaynaklar, bu da başarısız olursa uluslar arası camianın, bütün tarafların içerisinde hareket ettikleri çerçeveyi belirleyip tavır ve davranışlarını (bütün tarafların) objektif şekilde ortaya koymasının zaruri olduğunu düşünüyorlar. Kitabın oluşturulmasında Güvenlik Konseyi&amp;#8217;nin aldığı pek çok karar, Genel Sekreterlerin çok sayfalı raporları özel temsilci ve arabulucuların ifadeleri, tarafların ve garantör ülkelerin BM&amp;#8217;ye gönderdiği resmi belgeleri kullanılacak.Bunlar arasında; Kıbrıs Rum tarafının &amp;#8216;Türk isyanı dönemi&amp;#8217; diye isimlendirdiği ancak öteki tarafın tamamen farklı şekilde ortaya koyduğu 1963-64 olayları da olacak. Diğer bir önemli ve belirleyici durak da, BM&amp;#8217;nin Türkiye&amp;#8217;nin faaliyetleri hakkında söyleyecek çok sözü olduğu 1974 istila dönemidir. İstila öncesinde ve sonrasında ortaya konulan diğer çözüm planlarına büyük yer verileceği ve müdahil tarafların tavırları, BM&amp;#8217;nin gördüğü şekliyle anlatılması bekleniyor.ETKİLERİBM tarafından Kıbrıs sorununda bir Beyaz Kitap yayınlanmasının siyasi önemi büyük bir olgudur. Greentree&amp;#8217;deki yeni üçlü görüşmeden çıkacak sonuca bağlı olarak, yazılıp basılırsa; etkileri şu iki eksende olacak:BM&amp;#8217;deki bir düşünce tarzı Beyaz Kitap&amp;#8217;ı BM Genel Sekreteri&amp;#8217;nin iyi niyet misyonunun sona ermesine bağlıyor ki bu da Kıbrıs sorununun çözüm prosedürünü uzun vadeli ve kısır bir döneme sürükleyecek. Böyle bir durumda Türkiye&amp;#8217;nin Kuzey&amp;#8217;deki &amp;#8216;devletin&amp;#8217; sivri mızrak ucu İslam ülkeleri olmak üzere gerek AB&amp;#8217;de gerek uluslar arasında siyasi açıdan yükseltilmesini isteyeceğine kesin gözüyle bakılıyor.İkinci düşünce tarzı Beyaz Kitap&amp;#8217;ı Genel Sekreter&amp;#8217;in misyonunun ve Kıbrıs sorununun çözüm prosedürünün kısa süreli ertelenmesine ve 2013 içerisinde, başka bir modelle yeniden başlamasına bağlıyor. BM tarafından yapılacak resmi bir sunumun iki bölgeli iki toplumlu federasyonun sonuna damgasını vuracağına kesin gözüyle bakılıyor çünkü uzun yıllar harcanan çabalara rağmen çözüm için uygun vasıta olmadığı kabul ve tasdik edilmiş olacak.&amp;#8221;
 </description>    </item> <item><title>&amp;#8220;BM TARAFLARIN TEZLERİNİ LİSTELEDİ...&amp;#8221; </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3378</link><description>26.12.2011 - BM&amp;#8217;nin, Kıbrıs Türk ve Rum tarafının, Kıbrıs sorununun bütün ana başlıklarına ilişkin tezlerini listelediği (kodladığı) haber verildi.Rum Fileleftheros gazetesi, &amp;#8220;BM&amp;#8217;nin Listelemesi Hazır... Downer Henüz Ortaya Koymadık, Bu Yeni Üçlü Görüşmede Olacak&amp;#8221; başlığıyla yansıttığı haberinde edindiği bilgilere dayanarak BM&amp;#8217;nin Kıbrıs grubu tarafından hazırlanan belgenin, doğrudan müzakere prosedürünün başlangıcından bu yana kaydedilen görüş birlikleri ve bazı görüş ayrılıklarını içerdiğini yazdı.Gazete BM kaynaklarına dayanarak belgenin, Greentee&amp;#8217;de Ekim ayında gerçekleştirilen üçlü görüşmeden önce hazır olduğunu ancak müzakerecilerin önüne konulmadığını, müzakerelerin seyri nedeniyle, belgenin sunulması için uygun zaman görülmediğini yazdı, özetle şöyle devam etti:&amp;#8220;Aynı kaynaklar BM&amp;#8217;nin belgesinde, kendi fikirlerinin yer almadığını ancak fikirlerin hazırlandığını, Downer ve Pascoe&amp;#8217;nun sunulmaları gerektiğini düşündüğü zaman sunulacağını kaydettiler. BM, yaptığı listelemeye paralel olarak Eroğlu ve Hristofyas&amp;#8217;tan, bütün başlıklarla ilgili kendi listelemesini sunmalarını istedi. Bunun, bu hafta gerçekleşmesi bekleniyor, Aleksander Downer da müzakerecilere; Greentree-2&amp;#8217;den önce, iki belgeyi önünde görmek istediğini söyledi. 22-24 Ocak&amp;#8217;ta yer alacak yeni üçlü görüşmeye kadar biri 4, öteki 9 Ocak&amp;#8217;ta olmak üzere Lefkoşa&amp;#8217;da 2 liderler görüşmesi daha yapılacak, 5 Ocak&amp;#8217;ta da Pile&amp;#8217;deki yemek gerçekleşecek.BM yetkililerinin bu aşamada müdahalelerinin söz konusu olmadığı teyitlerine rağmen BM&amp;#8217;nin üç belgeyi evlendirmeye çalışacağı aşikardır. Bunu da; iki tarafın 7 başlıkla ilgili tezleri ile başarılan görüş birliklerine ilişkin kendi versiyonunun (BM&amp;#8217;nin) elinde olacağı Greentree&amp;#8217;de yapmaya çalışacak.Yabancı bir diplomatik kaynak Genel Sekreter ve çalışma arkadaşlarının Kıbrıs sorununda uluslararası konferans düzenleneceğini ilan etmek için gerekli şartları oluşturmak ve konferansı 2012&amp;#8217;nin ilk aylarında gerçekleştirmek istediğine işaret etti. Bu, Kıbrıs sorununun iç yönlerindeki görüş birliklerinin kaydedilmesiyle başarılacak. Malzeme, sunulacak belgelerde hazır olacak ve çok taraflı konferans gerçekleştirilmesinin haklı olup olmadığına da sadece Genel Sekreter karar verecek. Lefkoşa, Kıbrıs sorununda bir sonraki adımın atılması için objektif şartların hasıl olmadığı kanaatindedir.&amp;#8221;
 </description>    </item> <item><title>HATAY: &amp;#8220;TOPLAM 295 BİN NÜFUS, 5-15 BİN EKLEMEYLE BEKLENTİLERE UYGUN...&amp;#8221; </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3377</link><description>26.12.2011 - KKTC&amp;#8217;de on yıllardan beri devam eden, özellikle 2000&amp;#8217;li yıllarda yoğunlaşan nüfus tartışmaları ve bununla birlikte yaşanan &amp;#8220;kimlik&amp;#8221; sorunu, geçtiğimiz ay yapılan nüfus sayımına ve nüfusun 295 bin kişi olduğuna dair açıklamaya rağmen durulmadı; &amp;#8220;şüphe&amp;#8221; halleri devam etti. Konuyla ilgili uzmanlar ise, açıklanan nüfusun bir miktar sapmayla beklentilere uygun olduğu görüşünde birleşiyor. Ve bu rakamın &amp;#8220;kalabalık&amp;#8221; olduğuna dikkat çekerek, nüfus politikalarının üretilmesi noktasında birleşiyor...Özellikle nüfus ve kimlik konusundaki çalışmalarıyla bilinen, Norveç kökenli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (PRIO)&amp;#8217;da araştırmacı olarak çalışan Mete Hatay da, 295 bin rakamının, sayılmayanlar ve kaçaklardan oluşan 5-15 bin eklemeyle beklentilere uygun olduğu görüşünü savunanlardan.KKTC&amp;#8217;de 4 Aralık&amp;#8217;ta yapılan sayımın ülkedeki askerler ve kışlalarda yaşayan bazı asker aileleri hariç herkesi kapsadığına dikkat çeken Hatay, &amp;#8220;Biz ve bizim gibi bir çok araştırmacı rakamları yakından izler. Seçmen belli, vatandaş sayısı belli&amp;#8230; Öğrenci ve turist sayısını biliyoruz&amp;#8230; Kayıtlı işçi sayısı belli (25 bin). Aslında sayıma bile gerek yok&amp;#8221; diye konuştu. Tek bilinmeyenin &amp;#8220;kaçak&amp;#8221; diye nitelenen ülkede kalış süresini aşanlar olduğuna vurgu yapan Hatay, &amp;#8220;Zaten esas tartışma da bu kesimde odaklanıyor&amp;#8221; deyince de, &amp;#8220;Aslında bu durumdakilerin rakamını, yani ülkeye girip yasaya göre süresinde çıkış yapmayanları bulmak da zor değil. Muhaceret bu rakamları açıklayabilir&amp;#8221; diyerek &amp;#8220;sürpriz&amp;#8221; bir durum olmadığına işaret etti.Sayım sonucunun henüz de-facto olarak açıklandığını, de-jure rakamların ve detayların açıklanmasının birkaç ayı bulabileceğini belirten Mete Hatay, yılardan beri yaptıkları çalışmalardan, araştırmalardan, seçmen sayısı ve vatandaşların doğum yeri esasına göre yaptıkları analizlerden yararlanarak nüfusla ilgili detaylandırma yaptı.1960&amp;#8217;lı, 70&amp;#8217;li yıllardan başlayarak Kıbrıs Tük nüfusuna ve kimlik arayışına ilişkin analizler yapan Hatay&amp;#8217;a göre, doğum yeri esasına göre orijinal Kıbrıslı Türk nüfus 130-140 bin. Bu sayının 12 bini, anne-babadan biri Türkiye kökenli olanlar... Mete Hatay&amp;#8217;a göre KKTC vatandaşlarının yüzde 25-30&amp;#8217;u Türkiye kökenli.1974&amp;#8217;te 118 bin olan Kıbrıslı Türk nüfusun, göçlere rağmen bugün ancak 20 bin civarında arttığına, yani nüfusta sürekli artış olmasına karşın Kıbrıslı Türk nüfusunda ciddi bir artış olmadığına işaret eden Mete Hatay, nüfusla ilgili stratejiler belirlenirken bunun ciddiye alınması gereken önemli bir veri olduğuna işaret etti.GEMİ DOLDUNüfus sayımıyla ilgili rakamların kuşkuyla karşılandığının anımsatılması üzerine ise Hatay, &amp;#8220;Abartmaya gerek yok. Sayılmayanlar ve kaçaklar eklendiğinde 5-15 bin eklemeyle nüfus açıklanan rakama yakın. Ama bu rakam zaten az değil. Bu topraklarda 300 binden fazla bir nüfus nasıl az olur..! Gemi doldu...&amp;#8221; ifadelerini kullandı.Sağlıklı nüfus politikalarının kaçınılmaz olduğuna vurgu yaparken, &amp;#8220;Abartıyla, hormonlu hakikatlarla sağlıklı analiz yapamazsınız. &amp;#8216;300 bin değil; 600-800 bin, hatta 1 milyon nüfus var&amp;#8217; derseniz nasıl politika üreteceksiniz..! Bu tepki ve kaos hali, sorunları çözümden uzaklaştırır&amp;#8221; ifadelerini kullandı.Mete Hatay, açıklanan verilerin dünyayla kıyaslaması, orijinal nüfusla yabancı kıyaslamasının dünya standartlarına göre yapılması istenince de, &amp;#8220;Bu konuda dünya standardı yok. Ülkelerin siyasetine, ekonomi ve coğrafyasına göre nüfus politikaları var. Ülkeye göre değişir&amp;#8221; dedi.Bu noktada Hatay, Amerika&amp;#8217;nın tamamen göçmenlerden oluşmasını, Lüksemburg&amp;#8217;da de-jure nüfusun yüzde 40&amp;#8217;ının yabancılardan meydana gelmesini ve ülke sınırından günde 70 bin işçinin günübirlik geçiş yapmasını, Körfez ülkelerindeki yabancı işçi oranının yüzde 70&amp;#8217;lere varmasını da örnek gösterdi.TÜRKİYE İLE DUYGUSAL İLİŞKİLERKıbrıs Türk tarafının KKTC&amp;#8217;nin nüfus konusunun ise 1974&amp;#8217;ten itibaren siyasete, coğrafik ve ekonomik koşullara göre şekillendiğini; Türkiye ile özel ilişkilerin ve tanınmamış ülke konumunun da bu politikaların şekillenmesinde belirleyici olduğunu anlattı Mete Hatay.Tanınmamış ülke konumunun; bu yapının da etkisiyle Türkiye ile özel ve duygusal ilişki şeklinin, dünyaya açılan tek kapı olma konumunun, her türlü müdahaleye açık yapının her konuda olduğu gibi nüfus yapısında da etkili olduğuna vurgu yapan Hatay, dönem dönem değişerek ancak 1960&amp;#8217;lı yıllardan itibaren bu ilişki şeklinin artan azalan etkiyle sürdüğüne işaret etti&amp;#8230;&amp;#8220;Bu ilişki diğer ülkelerden farklı olarak, duygusal siyasetlerle belirlendi. Hiçbir dönem karşılıklı sağlıklı ilişki kurulamadı. Duruma göre değişen siyasetler&amp;#8230; Bazan ideolojik, bazan ekonomik... Duruma göre &amp;#8216;gelen Türk, giden Türk&amp;#8217; oldu; milliyetçilik adına teşvik edildi. Bu şekilde ayrı devleti (KKTC) büyütme politikaları izlendi... Bazan da işçiye ihtiyacımız oldu. Ekonomik şartların değişmesi ve işçi ihtiyacının artmasıyla bu kez bu şartlardan dolayı nüfus akışı oldu&amp;#8230;&amp;#8221;1990&amp;#8217;LARDAN İTİBAREN İŞÇİ AKIŞI&amp;#8230;Son yıllarda nüfus artışının ağırlıkla değişen ekonomik koşullara bağlı olduğunu anlatan Hatay, &amp;#8220;1990&amp;#8217;lardan sonra yoğun işgücü gelmeye başladı. Tüketim ilişkilerinin değişmesiyle ve değişen üretim ilişkileriyle daha çok işçi talep etmeye başladık. İnşaat sektörü patladı, işçi ihtiyacı doğdu; turizm ve eğitim sektörlerinde gelişme oldu; Dereboyu&amp;#8217;nda birkaç restoran varken 20-30&amp;#8217;a çıktı&amp;#8221; diyerek örnekleme yaptı.İşçiler gelirken ailelerin de gelip yerleşmeye başladığını, bu durumun okullardan hastanelere kadar her şeye yansıdığını, bu kesimin yerleştiği ayrı bölgeler oluştuğunu belirten Hatay, bu gelişmeler yaşanırken kontrolde, planlamada yaşanan zaafiyetlerin bir dizi sorunu beraberinde getirdiğine işaret etti.KİMLİK BUNALIMI... HİÇ BU KADAR KIBRISLI OLMAMIŞTIK&amp;#8230;Nüfus artışıyla birlikte Kıbrıslı Türkler arasında yaşanan &amp;#8220;kimlik&amp;#8221; kaygısının nedenlerini özetlerken, &amp;#8220;Nüfus artışıyla birlikte yaşam şekli ve yaşanan mekanlar değiştikçe, etraftaki tanıdıklar yerine daha çok yabancı gördükçe infial oluştu&amp;#8221; diyen Hatay, bu ruh halinin yerelliği ve yerel kimliği beslediğine dikkat çekti.&amp;#8220;Tepki yeni kültür politikaları oluşturmaya başladı. Yeni kimlikler, milliyetçiliği çağrıştıran politikalar bile geliştirebiliyor. Bu da kendi ekonomisini yaratıyor&amp;#8221; diyen Hatay, bu durumun gazetelerden televizyon programlarına, restoran isimlerinden reklamlara kadar her şeye yansıdığını belirtti.&amp;#8220;Pilavuna-gullurigya satışlarında patlama oldu&amp;#8230; Manilere ilgi arttı&amp;#8230; &amp;#8216;Gonnara&amp;#8217;, &amp;#8216;Galbur&amp;#8217; gibi restoran isimleri çoğaldı... Televizyonlarda yerelliği ön plana çıkaran köy programlarına talep arttı... Folklor ekibi sayısı 70&amp;#8217;i aştı... &amp;#8216;Harnup&amp;#8217;tan &amp;#8216;Lale&amp;#8217;ye her alanda festivaller tavan yaptı...Reklamlarda Kıbrıslı figürler kullanılır oldu&amp;#8221; diyerek bir dizi örnek veren Mete Hatay, &amp;#8220;Hiç bu kadar Kıbrıslı olmamıştık&amp;#8221; ifadesini kullandı.TÜRKİYE&amp;#8217;DEN SESLER YENİ KİMLİĞİ BESLEDİTürkiye&amp;#8217;den bakışın, söylemlerin bu yeni kimliği beslediğine dikkat çekerken de, şu vurguları yaptı Mete Hatay&amp;#8230;&amp;#8220;Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nün yukarda bahsettiğimiz kendi coğrafik, ekonomik ve siyasi koşulları nedeniyle yaşanan nüfus sorununa ek olarak, Türkiye&amp;#8217;nin Kıbrıs Türkü&amp;#8217;ne bakışı da yeni kimlik oluşumunu besledi. Hep etki-tepki... Türkiye&amp;#8217;den birileri &amp;#8216;sizi biz kurtardık&amp;#8217; dedikçe, burada tepki oluştu. Dr. Küçük bile isyan etti bu söyleme... Dönem dönem farklı şekillerde dillendirilen &amp;#8216;beslemeler&amp;#8217; söylemi de öyle... Kıbrıslı Türkleri &amp;#8216;tam Türk&amp;#8217; olarak görmeme durumları... 70 sene Türk olmak için tahayyül geliştiren Kıbrıslı Türkler, 1974 sonrası özlem duyulan Türkiye ile karşılaşınca hayal ettiği gibi olmadı. Ve gelinen noktada &amp;#8216;yokoluyoruz&amp;#8217; haliyle yeni bir kimlik tahayyülü gelişti.&amp;#8221;BAZAN TÜRK, BAZAN KIBRISLI...Annan Planı&amp;#8217;yla ilgili referandum sürecinin, özellikle Kıbrıslı Rumların plana hayır demelerinin &amp;#8220;Kıbrıslı Türk&amp;#8221; kimliğini beslediğini de anlatan Mete Hatay, &amp;#8220;Kıbrıslı Rumlara karşı Türk, Türkiyelilere karşı Kıbrıslı&amp;#8230; Duruma göre tanım veya ağırlık değiştiren bir kimlik&amp;#8230; İki arada bir derede kalma durumu&amp;#8221; ifadelerini kullandı.Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nün bu &amp;#8220;eşikte durma&amp;#8221; halinin, ayrı devlet olma ile Rumlarla ortaklık devleti kurma arasında gidip gelen siyasi belirsizlikle bağlantısına da vurgu yapan Hatay, &amp;#8220;&amp;#8217;Bir evetle dünyaya bağlanacağız&amp;#8217; dedik; olmadı, bağlanamadık... Ayrı devlet kurduk, &amp;#8216;yaşatacağız, tanıtacağız&amp;#8217; dedik; o da olmadı, tanınmadık, tanıtamadık... Ortada, hep geçiş halinde kaldık&amp;#8221; diye konuştu.GÜVENLİ LİMAN ARAYAN GEMİ&amp;#8230; İKİ KAPIDA DA BAĞIMLILIKKıbrıs Türkü&amp;#8217;nün bu halini &amp;#8220;okyanusta çalkalanan ve park edecek güvenli liman arayan gemiye&amp;#8221; benzeten Mete Hatay, &amp;#8220;Bu noktada yol gösterici aranır. Sağlıklı, güvenli liman gösterenlere ihtiyaç duyulur... Zaten siyaset, siyasi partiler de güvenli liman gösteremediği için zorlanıyor&amp;#8221; dedi.&amp;#8220;Çözümsüzlük&amp;#8221; olarak da adlandırılan Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nün &amp;#8220;sıkışma&amp;#8221; halini yorumlarken Hatay, &amp;#8220;İki çıkış kapısı var ama tek başına kapı açma pozisyonu yok. Kapıların gardiyanları belli&amp;#8230; Birini Türkiye, birini Güney Kıbrıs kontrol ediyor. Bu sıkışma halidir. İki tarafla da bağımlılık olduğuna göre, iki tarafla da sağlıklı ilişkiler gerekir&amp;#8221; diye konuştu&amp;#8220;Bu durumda çıkış veya güvenli liman yok gibi. Bu geçiş dönemini, bu çıkmazı yaşamaya mahkum muyuz&amp;#8221; deyince de, şeffaflığa ve sağlıklı analizlere vurgu yaptı Mete Hatay...&amp;#8220;Bugünkü güvensizliğin ve kaos ortamının oluşumunda bağımlı ilişkiler ve tanınmamış yapı yanında, sağlıksız politikaların, hatta politikasızlığın da büyük payı var. Düşünün; 2006&amp;#8217;ya kadar nüfus bile açıklanmıyordu..! Koşullara, döneme göre değişen politikalar izlendi... Başta siyasetçiler kanaat önderlerinin söylemleri güvensizliği besledi. Örneğin Nüfus sayımından önce nüfusun 600 bin, 800 bin, hatta bir milyon olduğunu söyleyen kanaat önderleri oldu..!&amp;#8221;Sağlıklı gelişme için sağlıklı politikaların gereğini vurgularken, özetle şunları söyledi:&amp;#8220;Kaos içinde bazı hakikatler hormonlu hakikatlere dönüşüyor. Örneğin Kıbrıslı Türklerin azınlıkta kaldığı bir hakikat. Bundan dolayı tepkiler var. Ama bu hakikatı 800 bin, 1 milyon diye abartmaya gerek yok. Bu sefer gerçek problemlerden uzaklaşır, sağlıklı analizler yapamaz ve sağlıklı çözümler üretemezsiniz... Çalışma hayatının sorunlarını sağlıklı bir şekilde irdelemek yerine, toptan reddediş haline gidersiniz. Olmak ya da olmamak durumu... Bu tepkisel ortamda, bu ruh haliyle hem sağlıklı analizler olmaz, hem de Türkiye ile sağlıklı ilişkiler kurulamaz&amp;#8230;&amp;#8221;SORUMLULUKTAN KAÇIŞ&amp;#8230;Nüfus veya kimlik sorunuyla ilgili tepkisel yaklaşımların, sorumluluktan kaçmayı da beraberinde getirdiğine işaret eden Mete Hatay, &amp;#8220;Ben sorumlusu değilim, bana ne&amp;#8221; yaklaşımının çözümleri de zorlaştırdığını anlattı.Sadece tepki gösterip siyasi proje ortaya koymamanın sorumsuzluğu beslediğini vurgulayan Hatay, Türkiye ile duygusallıktan arınmış sağlıklı ilişkiler, ihtiyaca dayalı nüfus politikaları, ülkenin kendi sektörlerini bu politikaya uygun düzenlemesi, özel sektörün çalışma anlayışının geliştirilmesi gibi bir dizi planlamanın koordineli bir şekilde yaşama geçirilebileceğini anlattı.TÜRKİYE KÖKENLİLER&amp;#8230; EŞİKTEKİ TOPLUMUN EŞİKTEKİ KESİMİKKTC vatandaşlarının yüzde 25-30&amp;#8217;unu oluşturan Türkiye kökenlilerle ilgili soruları da yanıtlayan Mete Hatay, &amp;#8220;entegre&amp;#8221; olmak ile &amp;#8220;ötekileşme&amp;#8221; arasında gidip gelen bu kesimi &amp;#8220;eşikteki toplumun eşikteki bir başka kesimi&amp;#8221; olarak niteledi; kimlik sorununu dönem dönem çifte etkiyle yaşadıklarına dikkat çekti.&amp;#8220;Türkiye&amp;#8217;den bakılınca Kıbrıslı, Kıbrıs&amp;#8217;tan bakılınca Türkiyeli&amp;#8221; bu kitlenin homojen bir yapıya sahip olmadığını, bu nedenle dönem dönem girişimler partileşme olmasına karşın Meclis&amp;#8217;te nüfusa oranla temsil edilmediklerine işaret eden Hatay, özetle şu tespitlerde bulundu:&amp;#8220;30 yıl önce ülkeye gelenle, yeni gelenin durumu, bakışı farklı&amp;#8230; Kayıt dışı işçiden en fazla mağdur olanlar onlar&amp;#8230; Hem tam entegre olamıyorlar, hem geldikleri gibi değiller&amp;#8230; Bir yandan entegre olmaya çalışıyorlar, diğer yandan sorun yaşayınca TC Büyükelçiliği&amp;#8217;ne gidip destek arıyorlar&amp;#8230; Entegre olduklar9ını zannederken, Güney Kıbrıs&amp;#8217;a geçemeyince, başka bir sınırın oluştuğunu görüyorlar. AB vatandaşlığı ile birlikte &amp;#8216;ayrıcalıklı&amp;#8217; Kıbrıslı Türklerden farklı olduklarını aniden yeniden fark ediyorlar&amp;#8230;Yani eşikteki toplumun eşikteki bir başka kesimi. Hatta bazan sorunu çift boyutlu yaşıyorlar&amp;#8230;&amp;#8221;Bu kesimin kendi kültürünü de yaşayarak ama Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nün etik ve moral değerlerine saygılı davranarak entegre olmaktan başka seçeneği olmadığını söyleyen Mete Hatay, Karadeniz Kültür Derneği&amp;#8217;nin son yıllarda &amp;#8220;hamsi ve hellim birarada&amp;#8221; sloganıyla düzenlediği etkinlikleri buna örnek gösterdi.
 
 </description>    </item> <item><title>BAŞBAKAN İRSEN KÜÇÜK: &amp;#8220;BAŞARILI ÇALIŞMALARIMIZ 2012&amp;#8217;DE DE SÜRECEK&amp;#8221;  </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3376</link><description>26.12.2011 - Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan İrsen Küçük, hükümet olarak 2011 yılı içerisinde halka yönelik birçok hizmetler sunulduğunu, başarılı çalışmalarının 2012 yılı içerisinde yapacakları atılımlarla süreceğini belirtti. Küçük, uzun yıllardan beridir özellikle yurt dışında yaşayan vatandaşların beklentisi olan &amp;#8220;Askerlik Yasası&amp;#8221;nı ele aldıklarını ve askerlikten muaf konusu ile 49 yaşın üzerindeki vatandaşların askerlikten tamamen muaf olmaları için hazırladıkları yasa tasarısının tamamlanarak Meclise havale edildiğini kaydetti. Küçük, bunun yanında yüksek faiz oranları ile uzun yıllardır &amp;#8220;inleyen&amp;#8221; halkın ve borçlanan insanların yaralarına bir nebze olsun çare bulmak için yasal düzenlemeler de yapıldığını ve ilgili yasanın son aşamasına geldiğini belirterek, &amp;#8220;Halkımız arasında &amp;#8216;tefecilik&amp;#8217; olarak bilinen para borçlanma konuları da bu yasa ile ele alınmıştır ve Meclisimize sevk edilmiştir&amp;#8221; dedi. UBP&amp;#8217;den verilen bilgiye göre, Başbakan İrsen Küçük Lefkoşa&amp;#8217;da partisinin etkinliğinde yaptığı konuşmada, 1976 yılından beridir halkın hep UBP&amp;#8217;nin yanında olduğunu ve sandıklardan hep başarı ile çıktığını söyleyerek, &amp;#8220;2009 yılından sonra halkımız tarafından yeniden iktidara getirildik. 2004-2008 yıllarında yaratılan enkazların altından halkımızı kurtarabilmek için yoğun bir şekilde çalışmalarımızı sürdürmekteyiz&amp;#8221; dedi. UBP iktidarında, 2011 yılı içerisinde halkımıza birçok hizmetler sunulduğunu, bu hizmetleri de önümüzdeki hafta düzenleyeceği bir basın toplantısında halka bir kez daha anlatacağını belirten Küçük, UBP&amp;#8217;nin başarısının altında, birlik, beraberlik ve karşılıklı güvenin yattığını dile getirdi. Parti olarak tüm yetkili organlarla hep birlikte omuz omuza, kol kola KKTC için çalıştıklarını belirten İrsen Küçük, &amp;#8220;Bu çalışmalar yeni yılda da devam edecektir. Partimizi layık olduğu yere bu çalışmalarımızla el birliğiyle getirebilmek için çalışmalarımız devam edecektir&amp;#8221; dedi. Küçük, gerek hükümet olarak, gerekse parti olarak çalışmalarında 2012 yılı içerisinde de yapacakları atılımlarla halka birçok yeni hizmetler verileceğini belirterek, 2012 yılının tüm halka ve ülkeye hayırlar getirmesini diledi. 
 </description>    </item> <item><title>ÜNVERDİ SİGORTALARDAKİ DEĞİŞİKLİKLER İÇİN &amp;prime;&amp;prime;GELECEK NESİLLER İÇİN BÖYLE BİR YOLA BAŞVURMAMIZ ŞARTTI&amp;prime;&amp;prime; DEDİ </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3375</link><description>26.12.2011 - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Şerife Ünverdi, sosyal güvenlik fonunun her geçen gün daha kötüye gittiğini, gelecek nesillere daha sağlıklı bir sosyal güvenlik sistemi bırakmak için tedbir almalarının şart olduğunu belirterek, &amp;prime;&amp;prime;Biz bu değişikliği yapmazsak her geçen gün daha kötüye giden ve çöken bu sistem çok daha ciddi bir tehlikeyle ve tam bir çökmeyle karşı karşıya kalacaktır. Biz şuan maaş alabiliyorsak, ileride çocuklarımız o maaşı da alamayacaklar&amp;prime;&amp;prime; dedi.AA ekibini evinde ağırlayan Ünverdi, sosyal güvenlik ve sosyal sigortalarda yapılacak değişikliği değerlendirdi.Konuyla ilgili yasa değişikliği tasarısının bugün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu&amp;prime;nda görüşüleceğine işaret eden Ünverdi, kamuda 50 olan emeklilik yaşını kademeli olarak 60&amp;prime;a çıkaran tasarının, yasalaşmasının ardından 1 Şubat 2012&amp;prime;de yürürlüğe gireceğini bildirdi.Söz konusu tasarı, 1 Kasım&amp;prime;da meclisin gündemine gelmiş, 22 saatten fazla süren toplantıda, muhalefet kürsü eylemi yapmış, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı kesintisiz 13 saati aşkın meclis kürsüsünde konuşarak, bu konuda bir rekor kırmış, Başbakan İrsen Küçük de parti başkanları ile mutabık kalarak, ilgili tasarıları komiteye geri çekmişti. KKTC&amp;prime;de çok tartışılan tasarı, bugün yeniden meclisin gündemine geliyor. &amp;prime;Bir ülkenin sosyal güvenlik sisteminin o ülke için en büyük servet olduğunu ifade eden Ünverdi, &amp;prime;&amp;prime;O zenginlik varsa insanların çalışma hayatı da huzur içinde olur&amp;prime;&amp;prime; dedi.Sosyal güvenlik sisteminin KKTC&amp;prime;de her geçen gün çok daha kötüye gittiğine işaret eden Şerife Ünverdi, dünyada birçok ülkede, global ekonomik kriz ve sosyal güvenlik sisteminin kendi kendini finanse edememesi nedeniyle sosyal güvenlik sistemlerinde ekonomik olarak çöküntüye girildiğinin görüldüğünü, o ülkelerin bu konuda tedbirler almak zorunda kaldığını kaydetti. Şerife Ünverdi, KKTC&amp;prime;nin de sosyal güvenlik sisteminin daha sağlam ve daha sağlıklı bir zemine oturabilmesi için bazı ekonomik tedbirler almak zorunda kaldığını ifade ederek, nimetlerden faydalanabilmek için bazı külfetleri omuzlamak gerektiğini söyledi.Emeklilik yaşı ve prim oranında değişikliğe gidildiğini, 50 olan emeklilik yaşının kademeli olarak 60&amp;prime;a çıkartılacağını, değişikliğin çalışanlara en az yansıyacak şekilde yapıldığını anlattı.2008&amp;prime;de Sosyal Güvenlik Yasası&amp;prime;nın çıktığını, bu yasada emeklilik yaşının 60 olduğunu anımsatan Ünverdi, 1976&amp;prime;da çıkarılan Kıbrıs Türk Sosyal Sigortalar Yasası&amp;prime;nı 2008&amp;prime;de çıkarılan yasaya uyumlaştırmak istediklerini kaydetti.Emeklilikte kademeli geçiş olacağına işaret eden Ünverdi, yasanın çıkmasıyla, 25 yıl çalışmış 45 yaşında bir kişinin yine 50 yaşında ekmekli olacağını, 44 yaşındakinin 51, 43 yaşındakinin de 52 yaşında emekli olacağını belirtti.KKTC&amp;prime;DE ÖLÜM YAŞI 70-72 OLARAK ÖNGÖRÜLÜYOR Bu tür tedbirlerin alınabilmesi için bir ülkede yaşlanma hızı ve ölüm yaşının incelenmesi gerektiğini, Devlet Planlama Örgütü&amp;prime;nün (DPÖ) KKTC&amp;prime;de bu çalışmaları yaptığını ve ölüm yaşını 70-72 olarak öngördüğünü, bu hesaplamalar sonucu böyle bir yasa değişikliğine gidildiğini belirten Ünverdi, &amp;prime;&amp;prime;İnsanlarımız 50 yaşında emekli olduğu zaman evde oturmaktan sıkılıyor. Çünkü ölüm yaşı, Allah&amp;prime;a şükür ki biraz ötelenmiş durumda. Yani ölüm yaşı, DPÖ&amp;prime;nün verdiği verilere göre 70-72 olarak öngörülüyor. Allah halkımıza daha uzun ömür versin, sağlıklı yaşasınlar, huzurlu çalışsınlar. Böylece 60 yaş dünyada emeklilik için normal bir yaş olarak görülüyor&amp;prime;&amp;prime; dedi.Dünyada alınan ekonomik tedbirler arasında emeklilik yaşının artırılmasının da olduğuna işaret eden Şerife Ünverdi, Rum tarafında emeklilik yaşının 63, İngiltere&amp;prime;de 65 olduğunu ve 67&amp;prime;ye çıkacağını kaydetti. Ünverdi şöyle devam etti:&amp;prime;&amp;prime;Çocuklarımıza, gelecek nesillerimize daha sağlıklı bir sosyal güvenlik sistemi bırakmak için böyle bir yola başvurmamız şarttı. Ama biz halkımızı üzmek istemiyoruz. Onlar için en iyisini yapıyoruz. Çünkü her geçen gün bu fon daha da kötüye gidiyor, gelir gider arasındaki fark artıyor. Gelir gider arasındaki farkı belki bir anda kapatamayız, ama her geçen dün azalacak şekilde bir çalışma yapıyoruz.&amp;prime;&amp;prime;Ünverdi, yeni sistemde, çok pirim yatıranın daha fazla emeklilik maaşı alacağına işaret ederek, yasada kadınlar için olumlu önemli değişiklikler olduğunu da söyledi. 
 </description>    </item> <item><title>BAŞPİSKOPOS&amp;#8217;DAN HRİSTOFYAS VE BM&amp;#8217;YE SERT ELEŞTİRİ  </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3374</link><description>26.12.2011 - Rum Başpiskopos İkinci Hrisostomos&amp;#8217;un, Noel dolayısıyla yayımladığı mesajda, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve BM&amp;#8217;ye yönelik sert eleştirilerde bulunduğu bildirildi.Rum Haravgi gazetesi &amp;#8220;Başpiskopos&amp;#8217;tan Diken-Dilekler&amp;#8221; başlığıyla aktardığı haberinde Noel gününde Hrisostomos&amp;#8217;un Kıbrıs sorununu yöneten ve halkın seçtiği Hristofyas aleyhinde ağır eleştirilerde bulunmayı seçtiğini yazdı.Habere göre dün Kiliselere gönderilen Noel mesajında Hrisostomos, &amp;#8220;yabancıların çıkarlarının ve Türkiye&amp;#8217;nin kurnaz arzularının oyuncağı olduklarını&amp;#8221; savunarak, &amp;#8220;Bizim tarafımızın önerileri, acaba Türkler tarafında kabul edildi mi diye korkma noktasına geldik&amp;#8221; ifadesini kullandı.Hrisostomos&amp;#8217;un, BM&amp;#8217;yi de eleştirdiğine dikkat çeken gazete, &amp;#8220;BM&amp;#8217;nin Türklerin dümen suyunda gittiğini&amp;#8221; iddia ettiğini aktardı.Hrisostomos, &amp;#8220;maalesef buradaki BM sözcülerinin de dümen suyuna gittiği Türklerin ve müttefiklerinin tuzaklarını takip emekte zayıf olduklarını, enerji stoklarının saptanmasıyla önlerinde açılan yeni perspektifleri değerlendirmekte yeteneksiz olduklarını ve önceden kararlaştırılmış, kabul edilmez bir sürecin ve milli yıkıcı bir çözümün dayatılmasına ilişkin yabancıların planlarına doğru habersiz bir şekilde sürüklendiklerini&amp;#8221; ileri sürdü.Hrisostomos &amp;#8220;manevi yoksullaşma ve toplumun ahlakının bozulmasından&amp;#8221; da bahsetti.
 </description>    </item> <item><title>TATAR, ANKARA&amp;#8217;DA ATALAY&amp;#8217;LA GÖRÜŞTÜ </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3373</link><description>23.12.2011 - Maliye Bakanı Ersin Tatar, bugün Ankara&amp;#8217;da Türkiye&amp;#8217;nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ile görüştü.Maliye Bakanlığı&amp;#8217;ndan yapılan açıklamaya göre, TC Başbakanlığı&amp;#8217;nda yer alan görüşmede, TC Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça, KKTC Merkez Bankası Başkanı Bilal San ve KKTC Ankara Büyükelçisi Mustafa Lakadamyalı da hazır bulundu.Türkiye&amp;#8217;nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay görüşmede, Türkiye Kalkınma Bankası&amp;#8217;nın, KKTC&amp;#8217;deki turizm yatırımcıları ve işletmecileri için yatırım kredisi vereceğini açıkladı.KKTC halkına önemli mesajlar veren Atalay, Kıbrıs müzakereleri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Türkiye&amp;#8217;nin daima KKTC&amp;#8217;nin yanında olacağının altını çizdi.Maliye Bakanı Ersin Tatar da, hükümetin Anavatan Türkiye ile birlikte yeni dönemde de yeni projelere imza atacağını söyledi.
 
 </description>    </item> <item><title>CUMHURBAŞKANI: &amp;#8220;KIBRIS&amp;#8217;TA BİR ANLAŞMA OLMASI VE AMBARGOLARIN KALKMASI DURUMUNDA HER ŞEY DAHA İYİ OLACAK&amp;#8221; </title><link>http://www.trncpio.org/trncpio/tr/index.asp?sayfa=haberdetay&amp;newsid=3372</link><description>23.12.2011 - Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs&amp;#8217;ta bir anlaşma olması ve ambargoların kalkması durumunda her şeyin daha iyi olacağını, ancak anlaşma olmazsa da ambargoların kalkması için Avrupa Birliği (AB) ile temaslarını sürdürdüklerini belirtti.Cumhurbaşkanı, anlaşma konusunda umutlarını yitirmediklerini ancak sadece Kıbrıs Türkü&amp;#8217;nün isteğiyle tek taraflı anlaşma olamayacağını ifade etti.Kıbrıs Türk Otelciler Birliği&amp;#8217;nin (KITOB) 21. Olağan Genel Kurulu, bugün Girne&amp;#8217;de gerçekleştirildi.Genel kurulun açılışına Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Turizm Çevre ve Kültür Bakanı Ünal Üstel, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Köseoğlu ve Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın da katılarak birer konuşma yaptı.KITOB Başkanı Mehmet Dolmacı konuşmasında, 2011&amp;#8217;in bir çok bakımdan turizm açısından oldukça memnuniyet verici ve verimli bir yıl olduğunu kaydetti. 
 </description>    </item></channel></rss>
